Efendim, geçtiğimiz cumartesi günü elim bir şekilde sağ ayağımı burkarak bilek liflerimi zedelemiş bulunuyorum. Pazar gününü evde geçirip ayağıma yeteri kadar dinlence fırsatı tanıdığımı düşünerek dün (pazartesi) ve bugün bileğime doktorun tavsiye ettiği destekleri takarak işe geldim. İşbu yazımda size topal bir insanın gözünden İstanbul sokakları...
- Normalde 7'de uyanır, 10 geçe yataktan kalkar, 25 geçe evden çıkıp güle oynaya Maltepe İskelesi'ndeki deniz otobüsünü yakalarım. Ne var ki topal yürümek yürüyüş hızımı azaltacağından, 7'de uyandığım gibi kalkmak zaruridir, çeyrek geçe çıkıp yine güle oynaya deniz otobüsüne yetişmek için. Pazartesi 25 geçe çıkıp ucu ucuna yetişmiş, salı da tam buçukta çıkarak deniz otobüsünü kaçırmışımdır. Yürüyüş hızı yarıya iniyor, o yüzden yarın sabah 6:50'de kalkmayı planlıyorum. Yol boyunca kaldırım iniş-çıkışlarında sorun yaşamadım desem yeridi
- 10 dakikayı aşmayan yürüyüşler benim için bir hızdan başka sorun yaratmıyor, deniz otobüsünden indiğim gibi zaten Kabataş'taki duraklardayım. (arada portakal suyu almayı unutmuyorum)
- Kabataş Durağı'nın güzel yanlarından birisi de ilk durak oluşu. Otobüsler durağa boş geliyor ve eğer şöförün durağın neresinde duracağını kestirebilirseniz istediğiniz yere oturabiliyorsunuz. Benim de bu yönde başarılı olduğum söylenebilir (bu konuda bir makale de yazılabilir). Oturma yeri bulmakta zorluk çekmedim. Ayağınızda bir sorun varsa oturmak şart.
- Otobüsten iniş bir hayli zor. Öyle ki pazartesi günü inerken gerçekten zorlandım. İnmeden önce ayağa kalktığım gibi şoför sağa kırdı direksiyonu ve sağ bileğime ciddi bir yük bindi. Gözlerimden yaş gelmese de bir dahaki sefer daha dikkatli olmaya ikna edecek kadar acıdı. Bundan sonra otobüs durmaya yakın, sol kolumu otobüsün önüne doğru çevirmeye karar verdim; çünkü fren yapınca ağırlık sağ değil, sol ayağa binmeli. Kalkışta da tam tersi. Yine de mutlaka en azından bir elle yukardan destek alınmalı. Otobüste yolculuk çok eziyet.
- Trafik ışıklarının gerekliliğini bir kez daha gördüm. Yaya olarak genellikle, sürücü olarak da her zaman ışıklara uyarım; ancak bunun nedeni kendimce insanlık görevi olmasıydı. Bugün itibariyle anladım ki trafik ışıkları ve benzeri trafik düzenleyici unsurlar belirsizlikleri ortadan kaldırıyor ve insan yaşamını kolaylaştırıyor. Belirsizlik demek ani kararlar ve daha da ani hareketler demek olduğundan, ve benim de şu sakatlık döneminde ani hareketler konusunda bir hayli başarısız olacağımın kesinliğinden dolayı trafik düzenleyen unsurlara tamamen uyulacak.
- Bebeklere yürüyememe konusunda hak verdim. Oldukça karmaşık bir iş, özellikle de eğimli yollarda. Her sağ adımımda "acaba çok yük binecek mi" diye tedirgin olmak ve bu yüzden sağ ayağını yere sağlam basamamak insanı çok yoruyor.
- Kaldırımlarla ilgili farkettiğim bir şey var ki oldukça ilginç: Arnavut kaldırım ya da küp taşlarla yapılmış kaldırımlarda yürümek, düz granit kaldırımlarda yürümeye oranla çok çok daha kolay. Yol eğimli olsa da bu tür taşlar birbiriyle aynı hizada olmadığından bir taşa basara yolun o eğimini hissetmeyebiliyorsunuz. Tabii yağmur ve karda da kaymaması cabası. Aslında sürtünme sayesinde yürüyebildiğimizi düşününce daha da mantıklı geliyor.
- Basamaklardan inmek çıkmaya göre çok daha zor; çünkü çıkarken sakat ayağınızı istediğiniz gücü vererek yere koyabiliyorsunuz. Ancak inerken, yerçekimi kontrolü sizden alıyor. Bu yüzden trabzanlara tutunarak inmek şart. Trabzan olmayan basamaklar acı verici ve anlıyorum ki her basamakta mutlaka trabzan olmalı.
- Bazen kaldırımlardan ve az sayıda basamaktan sağlam ayağım üzerinde sekerek iniyorum; ancak bunu da çok sık yaparsam daha önceden sakatlamış bulunduğum (yok, şimdi iyi durumda) sol dizime çok yük bindirdiğimi görüyorum. (diz kendisini hissettiriyor)
- Normal yürüyüş hızımın oldukça hızlı olduğunu farkettim. Pazartesi günü yolda topal topal yürürken yanımdan bir iki kişi geçti ve ilk anda çok şaşırdım "nasıl yani" diye. Halbuki gayet olağan bir durum; çünkü normal hızımın yaklaşık yarısı hızında seyrediyordum. O an anladım ki insanların beni yayayken geçmelerine pek alışık değilim. Bu da demektir ki sağlamken pek çok insandan daha hızlı yürüyorum.
- Yürürken farkettiğim bir şey de sağ ayağım sakat olduğundan sola doğru yatmış ve hafif kambur şekilde yürümeye çalışmam. Bu hem çok yorucu hem daha yavaş hem de sonradan bel ağrıtıcı. Mümkün mertebe dik durarak yürümeliyim...
- Akşam eve geldiğimde çok yorulduğumu farkettim. Topal yürümek düz yürümekten çok daha yorucu...
İnsan şuncacık ve geçici bir sakatlıktan bile ne kadar dertli oluyormuş. Bir de ömür boyu ve daha büyük sakatlıklar geçiren insanları düşünün. Ben düşündüm ve İstanbul'un yaşaması hiç de kolay olmayan bir şehir olduğu kanısına vardım.
Bir yerden başka bir yere gitmek daha kolay olmalı...