Tuesday, April 27, 2010 |
|
|
Java Teknolojileri Programcıları Derneği'nin 8'nci geleneksel JTS etkinlikleri 29 Mayıs Perşembe akşamı saat 19:00'da Bahçeşehir Üniversitesi'nde. Gelmeyen aç kalır, zira iki seminer arası Pizza ve İçecekler ikramımız :) Ayrıca ilk kez bu JTS'de düzgün bir video çekimi yapmayı planlamaktayız. Konular ve Katılımcılar: SOE/SOA/SOI/EAI, hangi göç yolunu seçmeli? - Bahadır
Ödevci Cihaza özel renderlama - Furkan Horasan JTPD blog yazısı : http://www.jtpd.org/blogs/109261 |
|
|
|
|
Thursday, March 25, 2010 |
|
|
Java Teknoloji Saatleri'nin 7'ncisi 31 Mart'ta yine Bahçeşehir Üniversitesi'nin Beşiktaş Kampüsü'nde yapılacak. Bu sefer EKÜ olmayacak etkinlikte Özcan Acar "NoSQL", Talip Öztürk "Veri Dağıtımı Sanatı" (her ne kadar bizim derneğin sitesinde İngilizcesi yazsa da) konularını anlatacaklar. Muhtemelen ben de fotolarını çekeceğim etkinliğe herkesi bekliyoruz, katılım her zaman olduğu gibi ücretsiz. Ben de etkin olarak yer almak istiyordum ama askerden yeni döndük ya, daha bir şey hazırlayamadım :) JTPD sayfası : http://www.jtpd.org/blogs/101620Facebook sayfası : http://www.facebook.com/home.php?#!/event.php?eid=107485049271876 |
|
|
|
|
Tuesday, January 19, 2010 |
|
|
İşbu sitenin sahibi Gökalp GÜRBÜZER 18 Ocak 2010 itibariyle Hürgeneral rütbesine terfi edilmiş olup, Maltepe / İstanbul'da Gürbüzer ailesi konutuna ataması yapılmıştır. En rahat askerlik, bitmiş olandır |
|
|
|
|
Sunday, November 15, 2009 |
|
|
Çok uzun zaman olmuş yazı yazmayalı, uzaklardayım sanmayın. Atarsa 64 başka yok, olsa da vaktim yok... |
|
|
|
|
Friday, May 29, 2009 |
|
|
Dün yine bir acı haber aldık ulusça. Anlamsız, içi-dışı bozuk ve çürük bir sözüm ona savaşa 6 gencecik vatan evladını daha verdik. http://www.hurriyet.com.tr/gundem/11750189.asp?top=1 adresli haber'den alıntı yaparak söze başlayayım: "Hakkari'nin Irak sınırındaki Çukurca İlçesi’ne 30 kilometre uzaklıktaki Uzundere Köyü yakınlarında operasyona giden askerlerin geçişi sırasında, önceki gece 23.30 sıralarında teröristler, yola döşedikleri mayını uzaktan
kumandayla infilak ettirdi. Patlamada, askeri araçta bulunan İstikam
Uzman Çavuş Ziya Bener, erler Özkan Dumlu, Deniz Demirci, Cafer Çelik,
Kemal Özevin ile Adil Yıldız şehit düşerken, sekiz asker de yaralandı.
Saldırı üzerine bölgede yoğun operasyona başlanırken, yaralı askerler
helikopterle bölgeden alınarak tedavi altına alındı. Hakkári Valisi
Muammer Türker, olumsuz hava koşulları nedeniyle yaralıların
helikopterle Şırnak’a gönderildiğini söyledi." Söylemek istediğim iki şey var, birisini Yılmaz Özdil zaten söylemiş bugünkü köşe yazısında. Okumanızı öneririm: http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/11750092.asp?yazarid=249
İkincisi ise bu çocukcağızların neden öldüğü. "Bu çocuklar neden ölüyor" sorusunun yanıtını kim veriyor bu ülkede? Bilmiyorlar mı yoksa korkuyorlar mı? Çok neden sayılabilir bu masumcağızların ölmesine; ama asıl neden için olaya çok tepeden bakmak gerek. Bizlerin ölmesi gerek ki bu çürük dünya düzeni onu kuranların lehine iki gün daha işlesin. Biz aynı yurdun evlatları birbirimizi öldürmeye çalışıyoruz ki ABD'nin kasasına daha çok para girsin. ABD de bu paranın bir kısmını Avrupa'ya sus payı olarak veriyor, bir kısmını ise "dahili ve harici bedhahlarımıza" aktarıp onların sadakatını sağlıyor. İnanmayanlar tarihe baksın, dünyanın şimdiki haline baksın. Ertuğrul Özkök'ü sevmediğimi beni tanıyan herkes bilir ya da tahmin eder; ama bugünkü yazısında dediği bir söz var ki... Doğru söze ne denir? "Şeh it yakınları ve gaziler, feragat ve fedakarlık isteyen savaşların kutsal emanetleridir"
Başta şehit yakınlarımızın olmak üzere bütün ulusun hatta insanlığın başı sağolsun. Tanrı şehitlerimize rahmet etsin. Gazilere ve yakınlarına da büyük geçmiş olsun. Maalesef hepimiz aynı oyunun potansiyel kurbanıyız; ama ateş de düştüğü yeri yakıyor.
|
|
|
|
|
Thursday, May 21, 2009 |
|
|
Windows'unuzu etki alanından çıkarmak ama kullanıcının bilgilerini kaybetmemek mi istiyorsunuz? Hatta ve hatta etki alanından çıktınız, "her şey için çok geç" diye mi düşünüyorsunuz? İşte size öneri: - Yeni kullanıcı hesabınızı oluşturun (Bilgisayarım'a sağ tık | Yönet'ten Kullanıcılar bölümü)
- Yeni kullanıcı ile bir kez sisteme giriş yapın
- Sistemden çıkın ve yönetici olarak yeniden giriş yapın
- Windows, yeni kullanıcınızın dizin ve dosyalarını hazırlamış olmalı. Hemen C:\Documents and Settings\ dizinine gidin ve yeni kullanıcınızın adını taşıyan dizinin adını değiştirin ama bu adı unutmayın. Başına "_" koyulabilir örneğin
- Etki alanı kullanıcı dizininizin adını az önce adını değiştirdiğiniz dizinin eski adı olarak değiştirin.
- Sistemden çıkın ve yeni kullanıcınız olarak yeniden giriş yapın
Bende Skype ve GTalk yeniden hesap bilgilerimi sordu; onun dışında her şey eskisi gibi. Başlat menüsünden masaüstüne, web tarayıcı çerezlerine kadar. Hatta Visual Studio ayarlarımı da kurtardım; ki en büyük sorunum oydu. |
Thursday, May 21, 2009 12:59:43 AM (GTB Daylight Time, UTC+03:00) | | Türkçe | Windows
|
|
|
|
Sunday, May 17, 2009 |
|
|
Yaklaşık bir haftadır üzerinde uğraştığım ve dün sabah Kocaeli Üniversitesi Bilgisayar Mühendisleri Kulübü etkinlikleri sırasında sunumunu yaptığım makalem "Linux ve Java". Makale sunumunu JTPD çatısı altında yaptım ve mezun olduğum okulun eğitim olanaklarını görünce içim sızladı desem yeridir. Askere gideyim geleyim, eğer olabilecekse bir iki derse girerim yazılım ile ilgili. En azından gençlere bir bakış açısı sunarız. Maksat geleceğe yatırım, vatana hizmet... Özet
Linux tabanlı işletim sistemleri bulunabilirliği, güvenliği,
sağlamlığı ve en önemlisi maliyeti açılarından günümüzde
en avantajlı işletim sistemleri olarak hak ettikleri ilgiye
kavuşmaya başlamıştır. Bu yazının amacı, önemi gittikçe
artan ve ülkemiz ev bilgisayarlarına da ulaşmaya başlayan bu
işletim sistemi ile Java'nın uyumunu ortaya koymak ve neden “Linux
ve Java” sorusunun yanıtlarını aramaktır.
Open Office 3.0 Dosyası : Linux ve Java.odt(810,14 KB)Microsoft Word XP/2003 (Open Office'ten kırma) : Linux ve Java.doc (992,5 KB)Adobe PDF : Java ve Linux.pdf (779,65 KB) |
|
|
|
|
Friday, May 15, 2009 |
|
|
Efendim, bugünkü kitap önerim Banu Avar'ın "Böl ve Yut" adlı kitabı. Kitap, Banu Avar'ın geçen sene mayıs ayına kadar 4 yıl boyunca TRT'de hazırladığı "Sınırlar Arasında" adlı programın seçme bölümlerinden derlenmiş. Kitaptaki bölümlerin ortak yanı, bölümlere konu olan ülkelerin "Batı"nın "ilgilendiği" ülkeler olması. Kitapta 13 adet ülkeden derlenen notlar var ve bu ülkeler şunlar: - Irak
- Ürdün
- Mısır
- Lübnan
- Suriye
- İran
- Rusya
- Abhazya
- Gürcistan
- Kosova
- Sudan
- Malezya
- Singapur
Banu Avar'ın programlarını izlemeye hiç fırsatım olmamıştı ama izleyen arkadaşlarımdan çok iyi yorumlar almıştım. Kitabı okuduktan sonra Banu Hanım'a karşı olan takdirim daha da arttı. Kitap yalnızca gezilen ülkelerin bugünkü durumlarını anlatmakla kalmıyor, kısa geçmişlerini de özetleyerek neden-sonuç ilişkisini kurmamıza yardım ediyor. Bu ülkelerde neden ekonomik orta sınıf kalmamış ve orta sınıfın önemi nedir insan çok iyi anlıyor. Örneğin, Atatürk'ün "Devletçilik" ilkesi bize öğretilirken "o eskidenmiş, artık özelleştirme diye bir şey var daha iyi" dedikleri yalandan başka bir şey değilmiş. Çünkü özelleştirme, bir liberalizm stratejisi. Devletin elindeki iktisadi kurumlar yurt dışına satılır savılır; "kürsel sermaye" ülkeye serbestçe giriş yaptığında da yerli üretim ithal ürünlerle rekabet edemez, çöküp gidermiş. Bunun sonucunda ekonomik orta sınıf ortadan kalkar, yurt dışından gelen şirketlerin yurt içi kollarına ortak olan kişiler çok zenginleşirken, çarkın dışında kalanlar git gide fakirleşirmiş. Bütün bunları yaparken kullanılan en büyük silah ise IMF ve "sıtend bay" anlaşmalarıymış. Bunlar bir yorum değil; dünyada geçtiğimiz yıllarda olup biten ve hala olup biten olaylar. Kitabı okuyunca insan bu ülkeler ile Türkiye arasında paralellikler görüyor ve üzülüyor. Anlıyor ki AKP kimmiş neymiş, Ergenekon "Terrör Örgütü" nereden ve neden uydurulmuş... Üzülüyor ama en azından anlıyor, "strictly bussiness" dedikleri neymiş. ISBN : 978-975-14-1314-7 |
|
|
|
|
|
Java Teknolojileri ve Programcıları Derneği çatısı altında hiç duyulmamış, görülmemiş bir kampanya başlatıyoruz: Kurum ve kuruluşlara ücretsiz eğitim desteği! Tamamen ücretsiz, süreleri 1-3 saat arasında değişen eğitimler ile bilmediğiniz teknolojilere kuş bakışı bir görüş ya da nokta atışı ayrıntılı bir çalışma; karar sizin. Hakikaten beleş yahu, taş attınız da kolunuz mu yoruldu? Ayrıntılı bilgi ve mevcut eğitim listesi : http://www.jtpd.org/public/TheStory.jsf?storyId=141(Ben -gerekli hallerde oyuncu değişimi serbest olmakla birlikte- " Java Ortamında Sürekli Bütünlük Uygulamaları" eğitimini veriyorum) Eğer listede eğitim almak istediğini konu yoksa bizi haberdar edin; en kısa sürede çaresine bakılır elden geldiğince. |
|
|
|
|
Monday, May 04, 2009 |
|
|
Java Teknolojileri ve Programcıları Derneği (JTPD) ve Bahçeşehir Üniversitesi Yazılım ve Bilişim Kulübü'nün ortaklaşa gerçekleştirdiği ilk Java Teknoloji Saatleri (JTS) etkinliği geçen perşembe (30 Nisan 2008) Bahçeşehir Üniversitesi'nde yapıldı. Peki ben neden burada bunu anlatıyorum? Çünkü işin içinde ben de varım :)  Biraz acemiliğimize geldi belli başlı oluşumlar; örneğin seminer ve EKÜ sürelerini çok iyi ayarlayamadık genellikle yetişmedi konular. Mamafih, bir sonraki JTS'de bu gibi sıkıntılar yaşamamak için ne gerekiyorsa yapacağız. Genel olarak katılımcılar hazırlanan sunumlardan memnun kaldılar, özellikle EKÜ'ye ilgi yoğundu. Elden dağıttığımız anket kağıtlarında bazı katılımcılar "çok fotograf çektiniz, nerenize sokacaksınız bu kadar fotografı" eleştirisini getirmiş. Haklılar; ancak elden bir şey gelmez: 5 fotograf çekersin, 1 tanesi yayınlanacak kadar iyi çıkar. Yamuluyorsam düzeltin ama fotografçılık ahan da böyle bir şey. Etkinliğin çoğu fotografını ben çektim, elimde makine bir seminer salonunda bir EKÜ sınıfında. 3 küsür saat boyunca durmadan fotograf çektim ve karanlık çıkanlar ile net çıkmayan fotografları eledikten sonra elimde şu an kaç tane fotograf kaldı biliyor musunuz? 34. Bunları "seminerler (2 tane), EKÜler (2 tane) ve koridor" fotografları olarak 5 eşit parçaya bölseniz ortalama 7 fotograf oluyor her biri için -ki bu da çok sayılabilecek bir rakam değil. Kısacası eleştiriyi getirenler de haklı, ama malesef elden çok bir şey gelmiyor. Hem kendimizi hem de etkinliğimizi daha da geliştireceğimiz bir sonraki JTS'de sizi de görmek isteriz efendim; kim bilir belki bir konu da ben anlatırım (?) etkinlik ile ilgili ayrıntılı bilgi ve daha çok foto burada : http://www.jtpd.org/public/TheStory.jsf?storyId=134 |
|
|
|
|
Monday, April 27, 2009 |
|
|
Memleket kurtarmaca yazılarını çok sık yazmam, bu blog'u takip eden herkes bilir.. Vardır bir-iki kişi belki?? İşin geyiği bir yana, bugün canım yurdumun pek çok yerinde sabah erken saatlerde emniyet güçlerimiz operasyonlar düzenledi. Bu operasyonlardan kuşkusuz en çok ses getireni İstanbul Bostancı'daki bir hücre evine yapılan operasyondu. Operasyon tam 5,5 saat sürdü ve görevi başında 1 başkomiserimiz ile 16 yaşındaki 1 vatandaşımız yaşamlarını yitirdi. Görev başındaki 7 polis memuru ile 1 de gazeteci kameraman yaralandı. 5,5 saatin sonunda evin içinde direnen terörist ölü olarak ele geçirildi. Evin içinde bol miktarda mühimmat da bulundu. Şimdi yazı buraya kadar, kaynağı hurriyet.com.tr olan haberdi. Bundan sonrası ise naçizane sorularım ve yorumlarım: - Öncelikle teröristin polis telsiz frekanslarına girdiği söyleniyor. Elbette ki telsizler radyo dalgalarıyla çalışıyor ve frekansı bulan herkes tarafından dinlenebilir. Ancak bu telsizlerin bir şifreleme sistemi yok mudur? Polis telsiz frekanslarını bilen ve biraz telsizcilikten anlayan (ki teröristin iyi bir telsizci olduğu da söyleniyor) - belki askerliğini telsizci olarak yapmış birisi, "şu saatte şu adrese baskın yapıyoruz arkadaşlar" anonsunu alabiliyor mu ya da "ben frekansınıza girdim gelin de bulun kolaysa" diye araya girebiliyor mu? Bildiğim kadarıyla polis frekanslarını dinlemek suç unsuru; ancak yaptırım uygulanabilmesi için dinleyenin kendini yakalatması gerekir, kısacası sadece yasa ile bu işin güvenliği sağlanamaz.
- Saat 5,5 sularında başladığı bildirilen çatışma neden 5,5 saat sürmüştür? İstanbul Emniyeti'nin özel birlikleri olduğunu biliyoruz - ki bizzat bu birlikler olay yerine gelmelerinden 20 dakika sonra operasyonu tamamlamışlardır. İstanbul'un en ücra köşesinde de olsa bu birlikler, neden gelmeleri 5 saat sürmüştür? İstanbul sınırları içinde değil midir bu birlikler? Yoksa bir şeyi ya da bir kişiyi mi beklemişlerdir operasyon için? Eğer öyleyse bu şey nedir? Ya da bir kişiyse kimdir? Operasyonu bizzat başlattığı söylenen İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah olabilir mi? Eğer öyleyse sayın Cerrah ne için beklemiştir 5 saat? O da bir şey ya da birisini mi beklemiştir? Neyi ya da kimi?
- Bu 5 saat bekleme süresince polis ekipleri alınması gereken önlemleri yeteceği kadar alabilmiş midir? Polis memurlarımız kendilerini bu gibi durumlarda korumanın yollarını öğreniyorlar mı? Öğreniyorlarsa neden 7 tanesi yaralanmıştır?
- 5 saat boyunca süren çatışmalar süresince patlama sesleri duyulduğu söyleniyor. Teröristin bubi tuzakları ve bombalar kullandığı da belirtiliyor. Peki bu operasyonda emniyet güçlerimiz keskin nişancı kullanmış mıdır? Kullandıysa 5 saat boyunca hiç bir nişancı hedefi görememiş midir? Kullanmadıysa neden kullanmamıştır? Daha hafta sonu Kadıköy Bağdat Caddesi'nde ve sahilde Segway'lere binen polis memurları gördüm. Segway'lere para bulan emniyet müdürlüğümüz keskin nişancı birliği kurmaya mı para bulamadı? Kaynak sıkıntısı da keskin nişancı birliği de yok ise bu işte bir ihmal yok mudur?
- Tek başına bir evi mesken eden bir teröristin profesyonel emniyet güçlerimizi 5,5 saat uğraştırmasını yetkililerin yaptığı gibi yalnızca "bomba ve bubi tuzaklarına" bağlamak gerçekçi midir?
5,5 saat süren bir operasyonun 2 insanın canına (teröristinkini elbette saymıyorum) mal olmasının sorumlusu kimdir? Bu iş daha kısa yapılabilirdi ve yapılmalıydı. Bu operasyon eğer yapılması gerektiği gibi yapılsaydı bu kadar uzun sürmeyecek ve belki de şehit polisimizin eşi dul, çocukları yetim kalmayacaktı. Belki 16 yaşındaki gencimizin ocağına evlat acısı yangını düşmeyecekti. Bu canların vebalinin bu operasyonu yönetmeyi beceremeyenlerden ve operasyonu yönetmeyi beceremeyenleri yönetmeyi beceremeyenlerden ve hatta operasyonu yönetmeyi beceremeyenleri yönetmeyi beceremeyenleri yönetmeyi beceremeyenlerden sorulması gerektiği kanısındayım. İşte anlı şanlı emniyet teşkilatımızın gerçek terör örgütünün karşısındaki çaresizliği. Kesinlikle küçümsemek için söylemiyorum; ancak bu insanların bu işi "kıvıramadığı" da ortada. Hani yanlış anlaşılmayacak olsa "terör örgütü öyle değil, böyle olur" diyesim var. Kolay öyle emekli generallerin, profesörlerin evine baskın yapmak sonra da "terör örgütü" demek... İş sıkıya gelince ne olduğunu gördük. Tanrı şehidimize ve gencimize rahmet etsin, geride kalanlara sabır versin. Ulusumuzun da başı sağolsun, geçmiş olsun. |
|
|
|
|
|
Gün geçmiyor ki bir gencimiz daha işsizlik nedeniyle askere gitmesin. İşbu gencimiz de beklemekten sıkıldı ve "neyse askerliğim çekerim" diyerek yerli şubesi olan Bursa Osmangazi Askerlik Şubesi'ne gidip Aralık 2009'da olan celbini Ağustos 2009'a aldırdı. Kısmetse Ağustos 1'de sınava gireceğim, 13'ünde ise ilk içtima... Neyse ki şube bugün çok kalabalık değildi işim yarım saatte bitti. Memur hanım evraklarıma bakarken yüksek lisans ve lisans çıkış kağıtlarında "bilgisayar mühendisi" yazısını görünce "ya benim makine çalışmıyor bir bakıversene" dedi, kıramadım. Çok eski bir makineydi ve sabit diskini hiç görmüyordu. Yapacak bir şey yok, sistemci çocuklar halledecek artık. Ordu daha askere almadan mesleğimden yararlanmaya başladı ya ne diyeyim. Tam da bugünlerde bedelli askerlikle ilgili fısıltılar yeniden alevlendi. Muhtemelen bir şey çıkmayacaktır yine, çıksa da çuvalla para isteyeceklerinden içim rahat sayılır. Tek ümidim askerliğin kısa dönem çıkması. Siz de benim için dua ederseniz hiç hayır demem :) Bu arada; askerlik şubesi, sistemini değiştirme sürecindeymiş. Yeni bilgisayarlarında Pardus kurulu gördüm hoşuma da gitti :) |
|
|
|
|
Wednesday, April 22, 2009 |
|
|
Son birkaç ayı evde geçirdiğimden ve Java Teknolojileri ve Programcıları Derneği (ve tabiatıyla Java) ile daha fazla ilgilendiğimden artık emektar olmuş dizüstü bilgisayarıma Pardus 2008.2 kurdum. Bir-iki haftadır Pardus 2008.2 kullanıyorum ve şimdiye kadar oldukça memnunum. Arada bir ufak tefek sorunlar çıkıyor ama ya ozgurlukicin.com'dan ya da başka linux dağıtımlarına ait forumlardan yardım alarak çözebiliyorum. Pardus ile ilgili görüşlerimi de sonraki yazılarımda değinmeyi planlıyorum ancak bahsetmeden geçemeyeceğim, Pardus'un en büyük gücü bence paket yöneticisi programı PiSi. Pardus'un geniş yelpazeli yazılım deposu ile birlikte çok iyi çalışıyor ve benim sorunum da tam burada başladı: Malumunuz, Java ile daha haşır neşir olduğumdan Netbeans'i kurdum bilgisayarıma. PiSi'de de paketleri varmış ama ben dikkat etmemiştim, netbeans.org'dan indirdim ve kurdum. Bir web projesi üzerinde çalışıyorum ve gel zaman git zaman sonunda veritabanı gerekti. Ben veritabanı olarak genellikle MySql'ı tercih ederim (PostreSQL'ı da çok öneriyorlar, bir ara onu da denemek gerek belki) ve zaten Netbeans'i kurduktan hemen sonra MySql'ı PiSi aracılığıyla yüklemiştim. Ne var ki, JConnector benim MySql sunucuma bir türlü bağlanamıyor, " Comminucations link failure" deyip duruyordu, sanki MySql sunucusu hiç çalışmıyor. Konsol'dan " mysql" komutu ile bağlanıp istediğimi yapabiliyordum ama JConnector bağlanamıyordu. "Acaba sorun Netbeans'te mi, bir de telnet deneyeyim" dedim ama nafile. Bağlantı isteği açıkça reddediliyordu. Çözüm:Sorunun /etc/my.cnf dosyası ile ilgili olduğundan şüphelendim ama my.cnf ile ilgili neredeyse hiç bilgim yoktu. Ben de örütbağda (internet) biraz araştırma yaptım. İlgili satırın "security" bölümünde olabileceğini buldum. PiSi'nin MySql'ı yüklerken getirdiği ayarlarda skip-networking ayarı açıkmış. Bu da konsol dışından gelen bağlantıları reddetmeye yarıyormuş. Satırın başına # ekleyip dosyayı kaydettim ve MySql sunucusunu yeniden başlattım ( sudo service mysql_server restart). Tadaaaa :) Öncelikle sevgili Türkiyem'in sonra da bütün dünyanın olan 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlu olsun. Yalnızca hatırlayın, önce Ulusal Egemenlik sonra Çocuk Bayramı. Çocuk Bayramı diye yutturmaya çalışanlara kanmayın, unutmayın. Java Teknolojileri ve Programcıları Derneği : www.jtpd.orgNetbeans : www.netbeans.orgMySql : www.mysql.comPardus : www.pardus.org.tr |
|
|
|
|
Tuesday, April 07, 2009 |
|
|
Wikipedia'nın bütün veritabanının MySql betiklerinin halka açık olduğunuzdan haberiniz vardır muhtemelen. Haberiniz yoksa da ayrıntılı bilgi http://en.wikipedia.org/wiki/Wikipedia_database adresinde. Herşey iyi, güzel ama 2,5 GB'lık categorylinks SQL betiğinde MySql hep hata veriyor. Hata nedeni yanlış timestamp türü veri girilmeye çalışılması imiş ("Invalid timestamp value"). Biraz internet araştırısı ve biraz gayretle bu mesajın aslında bir hata değil, uyarı mesajı olduğunu anladım. MySql, canımın içi de 2,5 gb'lık toplu işlemde (transaction) bir tanecik bile uyarı aldığında bütün işlemi geri sarıyor. Aslında bu uyarıyı hata olarak görmesinin nedeni, olayın toplu işlem içinde gerçekleşiyor olması ve MySql'ın bu davranışını Sql Kipleri ile halledebiliyoruz. Şimdi aşağıdaki komutu MySql'ınıza girin ve sonucuna bir bakın: select @@global.sql_mode Eğer siz de benim gibi MySql'ınızın çalışma parametrelerine dokunmadıysanız sonuç olarak aşağıdakine benzer bir manzara çıkacaktır: STRICT_TRANS_TABLES,NO_AUTO_CREATE_USER,NO_ENGINE_SUBSTITUTION Eeesi, STRICT_TRANS_TABLES kipi toplu işlemlerde herhangi bir değeri tabloya ekleyemediği (INSERT) anda bütün işlemi geri sardırır. Biz de verdiğimiz değerler arasında böyle sorunlu değerler olduğunu bildiğimize göre haydi bu kipi kapatalım: set global sql_mode = '' Böylece bütün Sql kiplerini kapatmış olduk. Ama öyle hemen Wikipedia yığmasına saldırmayın, bu komut bundan sonraki bağlantılarda geçerli olacak. SQLyog'da iseniz "File | New Connection Using Current Settings" ile yeni bir bağlantı açar, sonrasında Wikipedia yığmasına yumulabilirsiniz. Biraz Teknik AyrıntıMySql sunucusu (hizmet ya da cin/peri (DEAMON) olsun) çalıştırılırken Sql kipleri de verilir. Kipler my.ini (ya da linux'ta my.cnf) dosyasının içinde sql-mode="kipler" olarak ya da komut satırında --sql-mode="kipler" ile belirtilir (kipler virgül ile ayrılır). Bu kiplerin asıl amacı MySql'ı olabildiğince uyumlu kılmaktır. Nitekim bazı Sql kip kısayolları da bunu kanıtlar: MSSQL = PIPES_AS_CONCAT, ANSI_QUOTES, IGNORE_SPACE, NO_KEY_OPTIONS, NO_TABLE_OPTIONS, NO_FIELD_OPTIONS POSTGRESQL = PIPES_AS_CONCAT, ANSI_QUOTES, IGNORE_SPACE, NO_KEY_OPTIONS, NO_TABLE_OPTIONS, NO_FIELD_OPTIONS ORACLE = PIPES_AS_CONCAT, ANSI_QUOTES, IGNORE_SPACE, NO_KEY_OPTIONS, NO_TABLE_OPTIONS, NO_FIELD_OPTIONS, NO_AUTO_CREATE_USER MYSQL40 = NO_FIELD_OPTIONS, HIGH_NOT_PRECEDENCE ... ... Sql kiplerini sunucu başladıktan sonra değiştirmek için de sql_mode küresel parametresini kullanıyoruz. MySql'da @@ işareti sunucu parametresini belirtir. Biz de global parametresinin sql_mode sistem değişkenini görmek için select @@global.sql_mode sorgusunu verdik. Daha sonra da bu parametreyi değiştirmek için biraz daha farklı bir belirtim olan set global sql_mode = '' deyimini kullandık. sql_mode sistem değişkeni ile ilgili daha ayrıntılı bilgi http://dev.mysql.com/doc/refman/5.0/en/server-sql-mode.html adresinde. MySql'de sistem değişkenleri ikiye ayrılır: küresel (GLOBAL) ve oturum (SESSION) sistem değişkenleri. Adlarından da anlaşılacağı üzere bunlar yalnızca geçerli bağlantı (oturum) ya da bütün bağlantıları (küresel) kapsar ve etkiler. Benzer şekilde oturum sistem değişkenlerini görebilir ve değiştirebiliriz; ancak bazı sistem değişkenleri yalnızca oturum bazıları da yalnızca küresel kapsamda bulunurlar: select @@session.sql_warnings set session sql_warnings = ON Ancak oturuma ait sql_mode sistem değişkenini değiştirmek bu örnekte işe yaramıyor, nedenini ben de çözemedim ama sanırım sql_mode parametresi bağlantıdan önce tanımlanması gereken bir sistem değişkeni. Bütün sistem değişkenlerini görmek için MySql'a
show variables komutunu girebiliriz. SoruBunca şeyi yazdım, ettim ve categorylinks tablosunu kendi veritabanıma yığmayı başardım. Peki Wikipedia kategorileri arasındaki hiyerarşiyi nasıl çıkartacağım? Bilen varsa beri gelsin ne olur... |
|
|
|
|
Monday, April 06, 2009 |
|
|
Bugün itibarıyle vosvosumu satmış bulunuyorum. 3.000 TL'ye aldığım ve üzerine 3.000 TL kadar masraf ettiğim satışı olmayan vosvosu yine satışı olmadan 1.200 TL'ye sattım.  Hadi ettiğim masrafları 1,5 yıldır binmeme sayıyorum; 1.800 TL'lik kayıba mı üzüleyim, aracın heba olmasına mı bilmiyorum. Ama kızdığım birşey var: Bre dingil, ne diye alırsın satışı olmayan arabayı? Hem de fahiş fiyata... İlla ki herşeyin acemisi olacağım, kronik acemi beni gidi. Kızım gitti diye üzülür, kendime de kızarım... Anneannemden ve Özlem Tezgel'den özür diliyorum, ikisine de sözüm vardı; tutamadan bir anda satıverdim. Adam Hasip Usta'nın dükkana geldi, arabaya baktı ve 1.200 vereyim alayım dedi. 15 dakika içinde oluverdi herşey... Ruhsat sıkıntısından kurtuldum diye seviniyorum ama kendime de kızıyorum. Olacağı buydu... facebook albümü burada kendisinin. |
|
|
|
|
Wednesday, March 18, 2009 |
|
|
Tarihçe için pek hazırlıklı sayılmam ama 18 Mart'ı bu sitede gününde anmayı görev bildim. Çağdaş destanlardan en ulusu ve çağdaş Türk'ün bir imparatorluğun küllerinden doğuşunun öyküsü... Çanakkale Savaşları'ndaki toplam şehit sayımız hala kaynakların üzerinde uzlaşamadığı bir konu. Kimisi şehit sayısı 250.000 civarında diyor, kimisi 80.000 şehit ve 100.000 yaralı olduğunu öne sürüyor. Ünlü tarihçi Cemal Kutay'ın değerlendirmesi ise 1914-1918 yılları arasında (yani 1. Dünya Savaşı'nda) toplam şehit sayısının 350.000 civarında olduğu ve kesin sayı bilinmemekle birlikte en çok şehidin de Çanakkale'de verildiği yönünde. Sayıları kaç olursa olsun, her birinin ruhu şad olsun. Ulu Türk Ulusu, her birine sahip olduğu herşeyini borçludur. Tarihsel Bilgi: 18 Mart 1915 tarihinde İtilaf Devletleri'nin Çanakkale Deniz taaruzu başarısızlıkla sonuçlanmıştı; yani bu tarih, Çanakkale Deniz Savaşları Zaferi'ne ait tarihtir. Bu tarihten yaklaşık bir ay sonra İtilaf Devletleri kara çıkarması yapmak zorunda kalacak ve Çanakkale Kara Savaşları başlayacaktır. Daha ayrıntılı bilgi toplayıp yeni bir Çanakkale yazısı yazmayı düşünüyorum. Fazla uzağa gitmeyin. Yeniden bütün şehitlerimize saygı ve minnet ile... |
|
|
|
|
Thursday, January 15, 2009 |
|
|
Yanlış anımsamıyorsam geçen cumartesi akşamıydı. Bir televizyon kanalında üç "entelin" bir konuk çağırıp sohbet ettikleri bir program var. Bu programa o gün Oktay Sinanoğlu davet edilmiş. (Aslında bir arkadaşım bir önceki hafta bana "Oktay Sinanoğlu o programa katıldı" demişti, "konuşturmadılar adamı, sansürlermişçesine başka canlı yayına girdiler". Ben de "tüh keşke izleseydim" diyordum, kısmet mi denir ne denir) Adını duymayanlara hatırlatayım: Oktay Sinanoğlu 1935 doğumlu bir Türk bilim adamı. 1950'lerin Türkiye'sinde liseyi bitirdikten sonra üniversite (kendi deyimiyle evrenkent) okumak için Amerika Birleşik Devletleri'ne, okuduğu TED Yenişehir Koleji'nin bursuyla gidiyor. Kimyaya meraklı bu genç, 20. yüzyılın en genç profesörü ünvanını meşhur Yale Üniversitesi'nde aldığı sırada yıl 1963. Dünyayı gezmiş, bilimin ve bilim insanlarının içyüzlerini görmüş ve sonunda 1993 yılında anavatanı Türkiye'ye dönmüş. O zamandan beri de Türk bilimi, Türk tarihi ve Türk dilini güçlendirme uğraşlarını Türkiye'de sürdürüyor. Dönelim malum programa. Oktay Sinanoğlu zehir gibi bir adam, inanılmaz zeki ve bir o kadar da enerjik. Bir soru soruyorsun, on dakika boyunca anlatıyor. Fazla kulak vermesen, "soruya yanıt vermiyor" dersin ama aslında sorulan sorunun yanıtının etrafını saran şeyler anlatıyor. Hem daha fazla bilgi paylaşmış oluyor ve hem de karşılıklı beyin çalıştırmış oluyorsun. Harun Tekin Bey pek sevemedi bu tür bir konuşma tarzını, biraz çekememezlik oldu belki de. Benim aklıma kendisinin İstanbul Alman Lisesi mezunu olduğu geldi, belki nedeni budur diye düşündüm; nitekim Oktay Sinanoğlu'nun savunduğu şeylere zıt bir okul (en azından ben öyle düşünüyorum). Pelin Batu Hanım ise bol bol övgüler yağdırdı Amerikan şiveli Türkçesiyle. Bu arada da Oktay Sinanoğlu, (her zaman yaptığı gibi) eğitim dilinin tamamen Türkçe olma gerekleri, Türkçe'nin matematikselliği, Türk Tarihi, bütün bunların Batı tarafından nasıl unutturulmaya çalıştığını anlatıyor dili döndüğünce. Bendeniz ise Oktay Sinanoğlu'nu biliyordum; ancak tanımıyormuşum. Bu programı izledikten sonra bir arzu geldi, bir arkadaşımdan zamanında ödünç aldığım ama hala ver(e)mediğim (ve o zamana kadar da okumamış olduğum) "türk aynştaynı" (Emine Çaykara, İş Bankası Kültür Yayınları) adlı kitabı okumaya başladım. Kitabı vahşetle tavsiye ederim, gözümüz biraz insan görsün. Kitap, söyleşi şeklinde yazılmış ve Oktay Sinanoğlu aynı o programdaki gibi hemen her soruya bir sayfa kadar yanıt vermiş. Kitap, Oktay Sinanoğlu'nun yaşamını (pek zaman-sıralı olduğu söylenemez, laf lafı açıyor sık sık kitapta da) anlatırken aslında yaşama dair pek çok şey anlatıyor. Sinanoğlu'nun bilimle, edebiyatla, sanatla ve insanlarla ilişkilerinden ben kendime dair pek çok şey buldum, hem de Oktay Sinanoğlu nasıl bir insandır tanımış oldum. Tanıdıkça da "ah bir oturup sohbet edebilsem" dedim içimden. Evet, Oktay Sinanoğlu olağan dışı bir zekaya sahip ama Oktay Sinanoğlu'nu 28 yaşında Yale'de profesör yapan onun zekasından çok çalışma azmi ve bilime olan tutkusu olmuş. Dünyanın her yerini gezmiş - ki ben "Bilbo Baggins kadar gezmiş" diyorum - ve her yerdeki insanlardan hem iyilik hem de kötülük görmüş. Yine de bildiğini okumuş, insanlara ve yaşama küsmemiş. Belki de en çok gereksinim duyduğum zamanda bana ilham verdi Oktay Sinanoğlu'nun yaşam hikayesi. Bana yaşamın inişli-çıkışlı olduğunu hatırlattı, bir de ne olursa olsun çalışmaktan vazgeçmemem gerektiğini. Tabii hatırlattığı bir de Türklük kısmı var :) |
|
|
|
|
Tuesday, December 23, 2008 |
|
|
Efendim, geçtiğimiz cumartesi günü elim bir şekilde sağ ayağımı burkarak bilek liflerimi zedelemiş bulunuyorum. Pazar gününü evde geçirip ayağıma yeteri kadar dinlence fırsatı tanıdığımı düşünerek dün (pazartesi) ve bugün bileğime doktorun tavsiye ettiği destekleri takarak işe geldim. İşbu yazımda size topal bir insanın gözünden İstanbul sokakları... - Normalde 7'de uyanır, 10 geçe yataktan kalkar, 25 geçe evden çıkıp güle oynaya Maltepe İskelesi'ndeki deniz otobüsünü yakalarım. Ne var ki topal yürümek yürüyüş hızımı azaltacağından, 7'de uyandığım gibi kalkmak zaruridir, çeyrek geçe çıkıp yine güle oynaya deniz otobüsüne yetişmek için. Pazartesi 25 geçe çıkıp ucu ucuna yetişmiş, salı da tam buçukta çıkarak deniz otobüsünü kaçırmışımdır. Yürüyüş hızı yarıya iniyor, o yüzden yarın sabah 6:50'de kalkmayı planlıyorum. Yol boyunca kaldırım iniş-çıkışlarında sorun yaşamadım desem yeridi
- 10 dakikayı aşmayan yürüyüşler benim için bir hızdan başka sorun yaratmıyor, deniz otobüsünden indiğim gibi zaten Kabataş'taki duraklardayım. (arada portakal suyu almayı unutmuyorum)
- Kabataş Durağı'nın güzel yanlarından birisi de ilk durak oluşu. Otobüsler durağa boş geliyor ve eğer şöförün durağın neresinde duracağını kestirebilirseniz istediğiniz yere oturabiliyorsunuz. Benim de bu yönde başarılı olduğum söylenebilir (bu konuda bir makale de yazılabilir). Oturma yeri bulmakta zorluk çekmedim. Ayağınızda bir sorun varsa oturmak şart.
- Otobüsten iniş bir hayli zor. Öyle ki pazartesi günü inerken gerçekten zorlandım. İnmeden önce ayağa kalktığım gibi şoför sağa kırdı direksiyonu ve sağ bileğime ciddi bir yük bindi. Gözlerimden yaş gelmese de bir dahaki sefer daha dikkatli olmaya ikna edecek kadar acıdı. Bundan sonra otobüs durmaya yakın, sol kolumu otobüsün önüne doğru çevirmeye karar verdim; çünkü fren yapınca ağırlık sağ değil, sol ayağa binmeli. Kalkışta da tam tersi. Yine de mutlaka en azından bir elle yukardan destek alınmalı. Otobüste yolculuk çok eziyet.
- Trafik ışıklarının gerekliliğini bir kez daha gördüm. Yaya olarak genellikle, sürücü olarak da her zaman ışıklara uyarım; ancak bunun nedeni kendimce insanlık görevi olmasıydı. Bugün itibariyle anladım ki trafik ışıkları ve benzeri trafik düzenleyici unsurlar belirsizlikleri ortadan kaldırıyor ve insan yaşamını kolaylaştırıyor. Belirsizlik demek ani kararlar ve daha da ani hareketler demek olduğundan, ve benim de şu sakatlık döneminde ani hareketler konusunda bir hayli başarısız olacağımın kesinliğinden dolayı trafik düzenleyen unsurlara tamamen uyulacak.
- Bebeklere yürüyememe konusunda hak verdim. Oldukça karmaşık bir iş, özellikle de eğimli yollarda. Her sağ adımımda "acaba çok yük binecek mi" diye tedirgin olmak ve bu yüzden sağ ayağını yere sağlam basamamak insanı çok yoruyor.
- Kaldırımlarla ilgili farkettiğim bir şey var ki oldukça ilginç: Arnavut kaldırım ya da küp taşlarla yapılmış kaldırımlarda yürümek, düz granit kaldırımlarda yürümeye oranla çok çok daha kolay. Yol eğimli olsa da bu tür taşlar birbiriyle aynı hizada olmadığından bir taşa basara yolun o eğimini hissetmeyebiliyorsunuz. Tabii yağmur ve karda da kaymaması cabası. Aslında sürtünme sayesinde yürüyebildiğimizi düşününce daha da mantıklı geliyor.
- Basamaklardan inmek çıkmaya göre çok daha zor; çünkü çıkarken sakat ayağınızı istediğiniz gücü vererek yere koyabiliyorsunuz. Ancak inerken, yerçekimi kontrolü sizden alıyor. Bu yüzden trabzanlara tutunarak inmek şart. Trabzan olmayan basamaklar acı verici ve anlıyorum ki her basamakta mutlaka trabzan olmalı.
- Bazen kaldırımlardan ve az sayıda basamaktan sağlam ayağım üzerinde sekerek iniyorum; ancak bunu da çok sık yaparsam daha önceden sakatlamış bulunduğum (yok, şimdi iyi durumda) sol dizime çok yük bindirdiğimi görüyorum. (diz kendisini hissettiriyor)
- Normal yürüyüş hızımın oldukça hızlı olduğunu farkettim. Pazartesi günü yolda topal topal yürürken yanımdan bir iki kişi geçti ve ilk anda çok şaşırdım "nasıl yani" diye. Halbuki gayet olağan bir durum; çünkü normal hızımın yaklaşık yarısı hızında seyrediyordum. O an anladım ki insanların beni yayayken geçmelerine pek alışık değilim. Bu da demektir ki sağlamken pek çok insandan daha hızlı yürüyorum.
- Yürürken farkettiğim bir şey de sağ ayağım sakat olduğundan sola doğru yatmış ve hafif kambur şekilde yürümeye çalışmam. Bu hem çok yorucu hem daha yavaş hem de sonradan bel ağrıtıcı. Mümkün mertebe dik durarak yürümeliyim...
- Akşam eve geldiğimde çok yorulduğumu farkettim. Topal yürümek düz yürümekten çok daha yorucu...
İnsan şuncacık ve geçici bir sakatlıktan bile ne kadar dertli oluyormuş. Bir de ömür boyu ve daha büyük sakatlıklar geçiren insanları düşünün. Ben düşündüm ve İstanbul'un yaşaması hiç de kolay olmayan bir şehir olduğu kanısına vardım. Bir yerden başka bir yere gitmek daha kolay olmalı... |
|
|
|
|
Friday, December 05, 2008 |
|
|
Şu sıralar Jargon'un yan projelerinden biri olan Jargon Firefox eklentisi için XUL yazıyorum. Ayarlar diyaloğunda siteleri ve bu sitelere girildiğinde hangi jargonun çağırılacağını belirten bir listbox var. listbox'un iki sütunu var; site adı ve jargon. Kullanıcı istediği siteyi listeye ekleyeceği zaman site adını yazıyor ve "ekle" düğmesine basıyor. Sorun da burada başlıyor zaten; XUL dokümanyasyonunda listbox için appendItem(item) metodunu kullanın diyor ancak appendItem birden fazla sütun olduğunda işe yaramıyor; yarattığım satırlar bomboş görünüyor. Sonradan öğrendim ki listbox'ta birden fazla sütun olduğunda appendItem(item) yerine appendChild(item) kullanmak gerekiyormuş. Ayrıca listcell ve listitem'ın label özelliğini değiştirmek için setAttribute(attrName, attrValue) kullanmak gerekiyormuş. Örnek javascript kodu aşağıda (aynen an itibariyle Jargon Firefox eklentisinde olduğu gibi): var item = document.createElement('listitem');
var cellSite = document.createElement('listcell');
cellSite.setAttribute('label', site);
var cellJargon = document.createElement('listcell');
cellJargon.setAttribute('label', 'tr-TR');
item.appendChild(cellSite);
item.appendChild(cellJargon);
item.setAttribute('label', site);
if (this.getSiteIndex(site) < 0)
{
listSites.appendChild(item);
txtAddSite.value = '';
}(Bu arada az önce dasBlog'un kullandığı FreeTextBox'un kod ekleme özelliğini keşfettim. xBlog'a eklemek istediğim ama zaman ayıramadığım birşeydi. "breh breh breh..." diyorum) Not : Jargon adlı projeye http://jargon.ajitatif.com adresinden erişebilirsiniz. Zamanı gelince reklamını yapacağım. Eksiği var fazlası yok... |
|
|
|
|
Wednesday, December 03, 2008 |
|
|
Üçüncü makalem, NetBeans'de C++ programları yazmayı anlatıyor. Yine giriş seviyesinde bir makale ve bir önceki makalenin NetBeans IDE'ye çevrilmiş hali. Eğer C++ için güzel bir IDE arıyorsanız NetBeans'i deneyebilirsiniz ve bu makale size başlangıç için yardımcı olabilir. Özet
NetBeans, pek çoğumuzca Java IDE’si
olarak bilinir; ancak artık sadece Java’yı değil, C++’ı da
destekliyor. Ben de bu makalede NetBeans’de nasıl C++ programları
yazdığımızı ve yazdığımız programları nasıl adımladığımızı
anlatmaya çalışacağım.
OppenOffice 3.0 Dosyası : Netbeans'de C++ Programı Yazmak, Derlemek ve Adımlamak.odt (614,83 KB)Word 2007 Dosyası : Netbeans'de C++ Programı Yazmak, Derlemek ve Adımlamak.docx (610,8 KB) |
|
|
|
|
Tuesday, December 02, 2008 |
|
|
Bir başka C++ makalesi; giriş seviyesinde. Konusu Linux konsolda C++ programları yazmak. ÖzetLinux'ta C++ programları
derlemek ve adımlamak, özellikle Windows'a alışık olan kullanıcılara
başlangıçta zor gelebilir. Bu makalede Linux'ta C++ kodlarını derleme ve
adımlamanın Konsole'da nasıl yapıldığını anlatmaya çalışacağım. Linux, siyah ekranlı bir terminal olan Konsole'a dayanır. Her ne kadar KDE, Gnome, XFCE vb. gibi pencere yöneticileri ile Windows ve MacOS benzeri bir görünüme kavuşsa da Konsole
Linux'un vazgeçilmezidir demek yanlış olmaz. OpenOffice 3.0 dosyası : Linux Konsolda C++ Program Yazmak, Derlemek ve Adımlamak.odt (165,74 KB)Word 2007 dosyası : Linux Konsolda C++ Program Yazmak, Derlemek ve Adımlamak.docx (156,65 KB) |
|
|
|
|
Monday, December 01, 2008 |
|
|
Geçenlerde Saygın, üzerinde bir süredir uğraştığı followeb'i dünyaya açtı. followeb, arka planda Google Trends'i kullanarak o gün/hafta/ay ya da istenilen bir tarihteki en popüler aramaları güzel bir görsellikle sunuyor ve insanların bu aramalar ve onların sonuçlarıyla ilgili yorumda bulunmalarını sağlıyor. Hal-i hazırda Google'ın yalnızca A.B.D. istatistiklerini vermesi dolayısıyla followeb de yalnızca A.B.D.'deki aramaları kapsayabiliyor. Ayrıca aldığım duyumlara göre digg, stumble upon gibi sosyal öneri sitelerine de bağlantı koyacakmış. 10 puan 10 puan 10 puan... 100 puanla şampiyon Saygın !! followeb: http://www.followeb.com |
Monday, December 01, 2008 2:31:32 PM (GTB Standard Time, UTC+02:00) | | Türkçe | Web
|
|
|
|
|
Siteyi yeniden açmışız madem, gel beri Google Analytics !! Lakin o da ne? dasBlog'un içinde ne bir .master dosyası ne de default.aspx'te iki satır kod !! Kendi başıma işin içinden çıkamadım ve internette yaptığım aramanın sonucunda dasBlog'un bütün HTML'leri themes/ dizini altındaki .blogtemplate soyadlı dosyalardan elde ettiğini öğrendim. Yapmanız gereken tek şey istediğiniz temaların homeTemplate.blogtemplate adlı dosyalarını bir metin düzenleyici ile açıp istediğiniz gibi oynamak. Ayrıca bazı temalar reklam alanlarını da ayırmış, Google AdSense'iniz varsa sadece o alanlara kendi ID'nizi yazıyorsunuz ve HTML yorum işaretlerini kaldırıyorsunuz o kadar. Malesef her tema için bu işlemi tek tek yapmanız gerekecek... |
|
|
|
|
|
"Ufak ufak eğitim işine kaymayı planladığımdandır ki ufak ufak makaleler yazmaya başladım. İlk makalem, C++ ile Özyinelemeli (Recursive) Fonksiyonlar üzerine. Özyinelemeliler özellikle programlamaya yeni giriş yapan kişiler için oldukça zor bir konu olduğu için ilk makalemi bu konuda yapmayı seçtim. Makale, size özyinelemelileri muhtemelen başkasından duymadığınız şekilde anlatacak, ve umarım kavramanızı sağlayacak... Özet:Özyinelemeli fonksiyonlar, geri dönüş değerini kendilerini
yeniden çağırarak veren fonksiyonlardır. Özellikle hiyerarşik metin ayrıştırma
(parse) işlemlerinde (örneğin HTML ya da XML ayrıştırmaları) sıkça kullanılırlar.
Özyinelemeli fonksiyonları anlamak için bilgisayarın çağrı yığınını (call
stack) nasıl kullandığı hakkında biraz bilgi gerekir. Bu makalede size çağrı yığınından
ayrıntılı olarak bahsetmeyeceğim; ancak örnekleri anlatırken satır aralarında
bahsettiğim kadarı ile size hem çağrı yığını konusunda yeteri kadar bilgi
vereceğimi hem de özyinelemeli fonksiyonları anlamanızı sağlayacağımı umuyorum.
Tamamı için tıkla: ozyinelemeli_fonksiyonlar1.rtf (72,61 KB) |
|
|
|
|
|
ajitatif.com'u uzunca süren bir aradan sonra yeniden açmış bulunuyorum. Önceki sunucu sabit disk fesatına uğradığından ve benim de sık sık veritabanı yedeği almadığımdan dolayı bir takım yazılar uçtu gitti. Onları yeniden ekleyemeyeceğim mamafih. Volkan'ın xBlog'dan desteğini çekeceği dedikoduları (ki dedikoduların kaynağı bizzat kendisidir) ortalıkta dolaşırken xBlog'u ilk terk eden müşterisi ben oldum. Bildiğim kadarıyla başka müşterisi yok xBlog'un zaten... Yeni kullandığım blog yazılımının adı dasBlog ve veritabanına ihtiyaç duymayan, görüldüğü üzere de gayet şık bir blog yazılımı. Eski projelerimi (projecep gibi) yeni sunucuda ayağa kaldırmam biraz zaman alabilir, müptelaları varsa biraz sabır diliyorum... Bu kez yedekler alınacak !! dasBlog: http://www.dasblog.info |
|
|
|
|
Wednesday, January 16, 2008 |
|
|
 Geçtiğimiz pazartesi akşamı Beşiktaş Kültür Merkezi'ndeki Mahşer-i Cümbüş adlı oyunu seyrettim. Oyun grubu, Fox TV'de cumartesi akşamları Anında Görüntü Show programındaki ekibin ta kendisi. Ben pek fazla televizyon izleyen birisi olmadığım için programı hiç izlememiştim ama sevdicek her cumartesi programı izliyor ve bana ballandıra ballandıra anlatıyordu. Mahşer-i Cümbüş, oynadıkları oyun türüne "Tiyatro Sporu" adı veriyor. Tiyatro Sporu, tamamen doğaçlama üzerine kurulu ve çıkış noktalarını seyircilerden alıyor. Altı kişilik grup üçer üçer iki takıma ayrılıyor ve takımlardan birinin adı "Mahşer", diğerininki "Cümbüş" oluyor (Bana sorarsanız grubun adını "Mahşer ü Cümbüş" koysalarmış daha oturacakmış). Sergilenen oyun da bu iki grubun sırayla oynadıkları alt oyunlarla birbirlerinden daha iyi doğaçlama yaptıklarını kanıtlamaya çalışmalarına dayanıyor. Her bölüm sonunda izleyicilerden puan alınıyor ve puanlar bir tahtaya kaydediliyor. Oyunlar izleyiciyi de işin içine katmakta oldukça başarılı. Hatta oyunların birinde bir izleyici sahneye çıkarılıyor ve o gün içinde neler yaşadığı anlattırılıyor. Sonrasında da sahnedeki seyircinin gece uyuduğunda görebileceği bir kâbus canlandırılmaya çalışılıyor. Ben oyunda oldukça eğlendim. O kadar ki, arada bir gece uyumak yerine Anında Görüntü Show'u izleyebilirim. Mahşer-i Cümbüş grubunun ayrıca Beyoğlu Sadri Alışık Sokak'ta "Hayalhane" adında bir mekanları var ve cuma-cumartesi günleri oyunlarını orada sergiliyorlar. Gitmek istiyorsanız yer ayırtmak için acele edin; çünkü bir ay öncesinden bile yer bulamadığınız olabiliyor, nitekim grup televizyon programları sayesinde gittikçe ünleniyor. Tiyatro sporu web-adresi: http://www.tiyatrosporu.com/ |
|
|
|
|
Sunday, January 13, 2008 |
|
|
Efendim bendeniz iki hattı olan ve her Allah'ın günü iki takoz taşıyan bir Türk genciyim. Telefonlarımdan biri Motorola A-780, diğeri ise yılları deviren Motorola MPX 200. MPX 200'ü biliyorsunuzdur muhtemelen ama A-780 MPX 200'den de büyük bir telefon. Bu durumdan sıkılmış bulunan aji kişisi, çift sim kartlı telefonlara göz koydu ve kısa araştırmasından sonra az daha Philips'in reklamlarını vermeye başladığı Xenium 9@9W'u alıyordu. Aklınızda bulunsun, Philips de çift sim kartlı ama iki kart aynı anda etkin olarak kullanılamıyor. Birinden diğerine geçmek içinse makineyi kapatıp açmak gerekiyor. Velhasıl kelam, fikrimi son anda değiştirip, geçen pazartesi (7 Ocak ediyor galiba) www.ereyon.com.tr'den verdim siparişi. Belki de biraz şanslıyım ki, telefon elime perşembe günü geçti. Ürün hakkında çok da göz doldurucu yorum ve incelemeler de bulamadım ve bu yüzden ben de kendimi bir inceleme yapma ihtiyacında hissettim. Hatta bu işi o kadar ciddiye aldım ki, bu sabah üşenmedim, elime yarı-profesyonel fotograf makinemi ve üçayağımı aldım ve telefonun fotolarını çektim. İşte yataycasına bir fotograf:  En baştan söyleyeyim, Samsung D880'in teknik özelliklerini bu sayfada
bulacağınızı düşünüyorsanız, yanılıyorsunuz. Telefonun teknik
özelliklerinden ziyade kullanımını değerlendirmeye çalışacağım. Yine de
teknik özelliklerini görmeden almayın. Teknik özellikleri, bu işte en
kapsamlı sitelerden biri olan gsmarena.com'dan bulabilirsiniz. İşte size adres Efendim, öncelikle telefonumuz bir kayar kapak model. Ben oldum olası kayar kapaklara antipati ile bakmışımdır ve kapak kralı olarak eski telefonlarumdan Nokia 7110'umu seçmişimdir; ama gördüğüm kadarıyla kullanışlılığı eksilten bir tasarım değil. Telefon kitapta yazdığı kadarıyla 18mm kalınlığında. Yani çok ince sayılmaz, ama benim eski iki telefonumdan da ince kalıyor. Raks'ın çift sim kartlı telefonunun da aşağı-yukarı tek sarılı bir yumurta kalınlığında olduğu da düşünülürse gayet makul bir boyut. Ben, D880'in boyutlarından memnun kaldım diyebilirim gönül rahatlığıyla.  Fazla lafı uzatmadan telefonu alış nedenimle ilgili görüşlerimi
aktarayım. hepsiburada.com ve ereyon.com.tr'deki yorumlar arasında bir
arkadaş ısrarla D880'in iki sim kartı aynı anda çalıştıramadığını
söylemiş ve bir sürü olumsuz yorum almış. İşin gerçeği şu ki, Samsung
D880 takılı iki sim kartı da aynı anda kullanmanıza izin veriyor. Hatta
bu iki sim karttan biriyle görüşme yaparken diğeriyle de konuşma
yapabiliyorsunuz ve hatta ve hatta henüz denememiş olmama rağmen
kitapçıkta konferans özelliğinden de bahsediyor. D880'de birini arayacağınız zaman yukardaki fotograftaki gibi, ekranın altına iki sim kart seçeneği koyuyor ve telefonun sol tarafındaki bir küçük düğmeyle aramak (ya da kısa mesaj atmak) için kullanacağınız sim kartı seçebiliyorsunuz. İşin aslı, telefonun sol tarafındaki bu düğme biraz ufak ve kalınlığı telefonun kaplamasıyla bir olarak koyulmuş. Yani tuşa basmak için özellikle alışana kadar telefonu hafif sağa yatırıp tırnağınızı kullanmanız gerekebilir.  Telefon, ilk açtığınızda size varsayılan sim kartınızı soruyor. Bir
arama ya da mesaj gönderiminde sim değiştirme tuşuna basmazsanız
varsayılan kart kullanılıyor. İnternete girişlerde ise söke söke varsayılan sim kart kullanılıyor. Söylemeden de geçemeyeceğim, rehberdeki
kişiler için tek tek varsayılan sim seçeneği yapamıyorsunuz. Örneğin
benim durumumdaki gibi sevdiceğiniz Avea Mobil Öğrenci tarifesindeyse
onu aramak için her seferinde sim değiştirme tuşuna basmanız gerekecek.
Tabii, eğer Avea hattınızı varsayılan sim kart seçmezseniz...  Ayrıca, yukardaki fotograftaki birşeye daha dikkatinizi çekmek
istiyorum. Telefonun bellek kartı pilin altında kalıyor. Bundan önceki
telefonlarımdan sonra bana çok kullanışsız geldi açıkçası. Gerçi çok sık
kart değiştirmeyeceğimiz ortada ve kart dışardan takılabiliyor olsaydı
telefonun gövdesinde az sonra yakınacağım bir yuva ve bir yuva kapağı
daha olacaktı. Yine de, bu özellik beni biraz hayal kırıklığına uğrattı. Yukardaki fotografta görülen, D880'in şarj, USB girişi ve kulaklık çıkışı olarak ortak kullanılan, makinenin gövdesindeki yegane yuva. Yuva, standart bir yuva değil ve üzgünüm, kulaklıklar hiç de bir iPod kalitesinde değil. Kulaklığınızı da değiştirmek için pek bir şansınız yok malesef, çünkü dediğim gibi; yuva standart bir yuva değil ve yine malesef Walkman telefonlardaki gibi mikrofon kablosunun standart jak girişi yok. Ayrıca yukardaki yuvanın kapağı da pek çok telefonun yuva kapakları gibi çabuk kopacak gibi duruyor. Yine de Motorola MPX 200'ünkinden daha iyi duruyor, en azından bir sağlamca eksen etrafında dönen bir plastik parça ve daha uzun dayanacağa benziyor.  Samsung D880 Duos; FM radyo, 3.0 mega piksel otomatik odaklı fotograf makinesi ve MP3 çalar özelliklerini içeriyor. Çok fazla radyo dinleyen birisi değilim ve daha önceki cep telefonlarımda radyo yoktu. Bu yüzden bir karşılaştırma yapamayacağım, ama radyo yeterli gibi görünüyor. Fotograf makinesi (ya da kamera) yeterli ve açıkçası HP'nin makinelerinden daha iyi fotograf çektiğini söyleyebilirim. Tabii ki gerçek fotograflar için gerçek bir fotograf makinesi almanız gerekecek. Telefonla çektiğim iki fotografı aşağıdaki bağlantılarda
bulabilirsiniz. Birinde telefonun fotograflarını çeken yakışıklıyı,
birinde de incelemeyi yapan yakışıklıyı bulacaksınız. Fotograflardan da
görüleceği üzere, pek çok telefondaki gibi az ışıkta telefon çok
başarılı değil ve flaşı da yok. İkinci fotograftaki gibi ışığı biraz
iyi yakalayabilirseniz ve benim gibi makineyi titretmemeyi
becerebilirseniz güzel portre fotograflar elde edebilirsiniz. [Foto-1] [Foto-2]MP3 çalar şık tasarlanmış ve önceden belirlenmiş ekolayzır ayarları var. Ama kulaklıklardan çıkan ses pek tatminkar değil. O yüzden müzik dinlemek için iPod'uma bağlı kalacağım. Yine de Mavi Sakal'ın Yeniden albümünü bellek kartına attım, ne olur ne olmaz. Samsung D880'in şarj ömrü de ilk kullanımda 2 gün ile çift sim kartlı bir telefon için gayet başarılı.  Ekranı, D880'in neredeyse bütün ön yüzünü kaplıyor. Hatta o kadar ki telefonun kapağını kaydırmak için ilk günlerde telefonun ekranından başka destek alacak bir yer bulamadığımdan ekranın üzeri parmak izleriyle doldu. Ekran kalitesi ve çözünürlüğü gayet başarılı, ama renk doygunluğu ağabeyimin Sony Ericcsson W580i'sine yenildi. Görüntü daha net olmasına rağmen renk parlaklığı daha düşük kaldı. Kısacası, hiçbir telefon henüz ilan edildiği gibi medya merkezi olabilmiş değil. Eğer oyun, bilgisayar, telefon, fotograf makinesi ve mp3 çalarınız hep yanınzda olsun istiyorsanız yanınızda bir PSP, bir ZEN (iPod'um olmasına rağmen evet, bir ZEN - tarzı olmayan ama teknik açıdan iPod'dan üstün bir makine), bir dizüstü bilgisayar, bir cep telefonu ve bir fotograf makinesi taşımanız gerekecek. Buna istisna olarak mp3 çalarla telefonu kaliteli şekilde bir araya getiren Sony Ericcsson'un Walkman telefonlarını gösterebilirim. Bir de iPhone var ki, henüz benim için bir efsane. Gün olur da tanışırsam burada sizlerle paylaşmayı isterim. Telefonun ereyon.com.tr'deki fiyatı ben alırken peşin 640
YTL civarındaydı ve telefonun kutusundan şarj cihazı, kulaklıklar, USB
kablosu, yazılım CD'si ve kitapçıkları çıktı. Kitapçıklardan biri İngilizce, biri de
Türkçe kitapçığın fotokopisi şeklindeydi. Sitede ürünün paralel ithalat
ürünü olduğu yazıyor. Muhtemelen paralel ithalat dedikleri dağıtıcıdan
değil, dışardan spot gibi getirmeye dayalı. Gelelim sonuca; itiraf etmem gerekirse, Samsung'un yaptığı telefonlara çok sıcak
bakmıyordum ancak D880, önyargımı şık görünümü, kaliteli malzemesi,
kullanımdaki kolaylığı, zengin özellikleri ve tek pille çift sim kart besliyor olmasına rağmen iyi giden şarj süresiyle
hiç zorlanmadan kırdı ve şimdi tek telefonda çift sim kartın
rahatlığını yaşıyorum. Diğer çift sim kartlı telefonları kullanmadım
ama gönül rahatlığıyla Samsung D880'i iki telefon taşıyan herkese
önerebilirim. Samsung D880, yanında iki telefon taşımaktan illallah diyen ortalama cep telefonu kullanıcıları için gayet başarılı bir ürün. Eğer çift sim kartlı bir telefon almayı düşünüyorsanız en yüksek ağırlığı Samsung'a verin der, saygılar sunarım. Umarım işinize yaramıştır :) |
|
|
|
|
Wednesday, December 26, 2007 |
|
|
İki aylık merakım sona erdi, google baba yüzüme baktı. ajitatif.com'u ilk açtığımda başvurduğum Google AdSense, siteme erişemedikleri için başvurumu reddetmişti (ilk sitemin diri süresini (up-time) %1 civarlarında gezdiren klavyehosting'e yeniden sonsuz teşekkürler). İkinci başvurum ("a" diyelim) da aşağı yukarı iki ay önce olmuştu, ama sevgideğer Google benim gibi yeni yetme bir blogcuyla ilgilenmek için fazla meşguldü herhalde ki iki hafta öncesine kadar öylece bekledim. Bir iki kez daha başvuruda bulundum, kafam karışmıştı. "a"yı ikinci kez denediğimde başvurumu yeniden kabul ettiler ama üçüncü denememde "zaten senin hesabın var, adam ol, bekle iki dakika" dediler. Muhtemelen benim "a" başvurum arada güme gitmiş. Neyse ki Google Baba yeniden yüzüme baktı ve AdSense hesabımı onayladı. Bundan sonra ajitatif.com'un tepesinde o sıkıcı reklamlardan görebileceksiniz. Volkan'a 1,5 yılda 55$ kazandırmış ve muhtemelen benim de 1 yılda alacağım para 30$ civarında olacak. Değer mi bilmiyorum gerçekten, göreceğiz :) Bu arada sayfalarda bi yavaşlık sezindim Google reklamlarını almaya başladığımdan beri. İyiden iyiye yavaşlatırsa siteyi kaldırırım olur biter. Not: e-posta adresimi " About" sayfasına ekledim. Neden bu kadar beklediğimi de bilmiyorum bu iş için... |
|
|
|
|
Monday, December 24, 2007 |
|
|
İlk kez yaklaşık iki sene önce yayına verdiğim ProjeCep, güncellenip ajitatif.com bünyesine dahil oldu. Daha önce .NET framework 1.1 ile yazdığım proje .NET 2.0'a geçmiş oldu. Geçiş sancılı olmadı ama çok da zor değildi. ProjeCep'in amacı, adından da anlaşılabileceği üzere, cep telefonları üzerinden bana pek çok dua kazandıracak ufak ama gerekli bilgilerin anında erişilebilmesi. Başlangıç olarak İETT'nin sitesini parse edip istenilen otobüsün kalkış saatlerini vermekte. Metin kutusuna istediğiniz otobüs hattının kodunu arada boşluk ya da tire olmadan girin ve "Getir" düğmesine basın. Uygulamaya basit bir önbellek de ekledim, böylece sizleri yüzden gereksiz beklemelerden kurtarmaya çalıştım. Uygulamayla ilgili görüşlerinizi bendenize bildirirseniz makbule geçer :) Başlamak için adres: http://projecep.ajitatif.com |
|
|
|
|
Thursday, December 13, 2007 |
|
|
ajitatif.com, bugün itibariyle sol tarafta dikkatinizi celbedecek olan "Meta" bölümünden de anlaşılacağı üzere Blograzzi'ye "ajitatif angajetör" adıyla üyedir. Blograzzi simgesinde blog'un Blograzzi puanını göstertmek yemedi, şimdilik. ajitatif angajetör'ün Blograzzi sayfası için tıklayın.(ya da Blograzzi'nin ajitatif angajetör sayfası, aynı şey) |
|
|
|
|
Tuesday, November 27, 2007 |
|
|
'ı hiç duymuş muydunuz?
Meet Others, ya da tam adıyla "Meet Others Who Asked the Same Query", bir anlamda bir sosyal paylaşım platformu. "Sosyal" sözünü duyunca hemen "facebook" ya da "yonja" gibi düşünmeyin; çünkü Meet Others'ın bunlarla pek ilgisi yok. Meet Others, her bir konu başlığının bir odada toplandığı ve odadakilerin akıllarına gelen herşeyi yazabildiği bir mekan. Biraz craigslist, biraz Yahoo! Answers, biraz da forum ama aslında hiçbiri değil.
Eğer isterseniz, yazdığınız bir mesaj hakkında başka insanlarla kendi kimliğinizi açığa çıkarmadan iletişebiliyorsunuz. hakia, yazdığınız bir mesaj için size yeni bir e-posta adresi veriyor ve Meet Others'a gelenler sizin Meet Others e-postanızı görüyor. Üstelik bu e-posta adresi sizi spamcilerden de koruyor. Kısacası tamamen anonim bir vak'a.
Meet Others'ı denemesi beleş ve üyelik de istemiyor. Denemeye değer bir ortam, tavsiye ederim...
Başlamak için http://meet.hakia.com
|
Tuesday, November 27, 2007 11:03:10 AM (GTB Standard Time, UTC+02:00) | | hakia.com | Türkçe | Web
|
|
|
|
Friday, November 23, 2007 |
|
|
ajitatif.com e-posta hizmeti devreye girmiştir. google apps'in e-posta eklentisi sayesinde kullanıcılarımız kesintisiz ve iricik e-posta hizmeti ile karşı karşıya. ajitatif.com e-posta hizmetinin avantajları: - Iııı, bi düşüniim...
Yine de, eğer kendi adınıza bir e-posta almak isterseniz benimle iletişebilirsiniz. Zat-ı muhterem ajitatif angajetör'e aji@ajitatif.com adresinden ulaşabilirsiniz. Spam atmayın, hepinizin IP'ini sapını biliyorum... E-Posta hizmetimizin devreye girmesinde katkıları bulunan değerli arkadaşım Volkan'a teşekkürlerimi sunuyor, kendisine Rakı Sofrasından "eyvallah ciğerim" gönderiyorum... |
Friday, November 23, 2007 11:01:48 AM (GTB Standard Time, UTC+02:00) | | ajitatif.com | Türkçe
|
|
|
|
Thursday, November 22, 2007 |
|
|
Sevgideğer (ve an itibariyle pek bir az sayıdaki) ajitatif.com müptelaları,
Sitenin sol tarafında görmüş olduğunuz resim (slogan) artık rasgele gelecek. Karşınıza çıkabilecek olası sloganlar arasında facebook.com armam da var; koltuklarınızdan fırlamayınız, dizüstü bilgisayarlarınızı kucağınızda hoplatmayınız.
Ayrıca Keremcem'e benzetilmekten de sıkılma sınırlarında geziyorum, lütfen imakar ya da aleni söylemlerde bulunmayınız. Adam olsun da o bana benzesin azıcık !!
Hayret bişi...
Keremcem'in adı bilgisi dışında ve şuncacık mizahtan alınmayacağı varsayılarak konulmuştur. Eğer isterse, benimle iletişerek yazıyı kaldırmamı sağlayabilir. - Sıkıysa gelsene :P
|
Thursday, November 22, 2007 11:00:32 AM (GTB Standard Time, UTC+02:00) | | ajitatif.com | Türkçe
|
|
|
|
Monday, October 22, 2007 |
|
|
Belki bu yazıyı okuyanların ciddi bir bölümü beni mızıkçı olarak itham edecekler ama yazmadan duramıyorum: 21 Ekim 2007 tarihinde yapılan ulusal referanduma katılım tahmin edildiği gibi düşük çıktı. Her ne kadar sayın başbakanımız katılımın "Avrupa'daki pek çok yerel seçimden daha yüksek" olduğunu ileri sürse de rakamlar ortada ntvmsnbc'ye göre [1] katılım oranı %67,32. Evetler %69,12 ve Hayırlar %30,88. Bu sayın rakamlara göre hesap basit: 67,32/100 * 69,12/100 = %46,53. Matematik ve Bool cebri diyor ki "bu ülkenin yarısından fazlası anayasa teklifini onayladığını söylemiyor". Bu da ,-özellikle de- bu kadar çok sayıda insanı (bir ulusu) bu kadar çok etkileyecek bir konu söz konusuyken, "onaylanmışlık" anlamına gelmez. Varolan anayasanın gereği ne olursa olsun, benim mantığım bu referandum'un halk tarafından kabul edilmemiş olduğunu söylüyor, isterseniz "mızık makara" deyin. Oyumu "hayır" olarak kullandığım için değil, yalnızca aklımı çalıştırdığım için... "Hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir" (M. Kemal Atatürk)[1] http://www.ntvmsnbc.com/modules/referandum2007/default.asp |
|
|
|
|
Tuesday, October 16, 2007 |
|
|
Bugün, siteye bir-iki ufak eklemelerde bulunmak için web uygulamasını debug ederken ilgi çekici bir olayla karşılaştım: Visual Studio 2005 ile birlikte gelen ASP.NET Web Sunucusu, normal bir IIS'ten farklı davranışlar sergiliyor. Benim yakaladığım fark; Application_BeginRequest() olayının geliştirme sunucusunda (VS 2005'in sunucusu) her bir nesne için tetiklenmesi idi.
Yerel IIS'imde aynı kodda ".aspx" uzantılı dosyalar dışındaki hiçbir şey için bu olay tetiklenmezken, geliştirme sunucusunda resim dosyaları bile bu olayı tetikliyor. Bir-iki dakikalık bir araştırıyla gezegenimiz üzerindeki yazılımcıların pek çoğunun bu durumdan şikayetçi olduğunu, ve geliştirme sunucusunun ayarlarının değiştirilebildiğini öğrendim. Yine de fazla üzerinde durmadım, nasıl olsa artık kendime yeni (genel olduğu kadar yararlı) bir öğüdüm var:
"Bir Web Uygulamasını yerleştirmeden (deploy) önce yerel IIS'te sına"
|
|
|
|
|
Monday, October 15, 2007 |
|
|
ajitatif.com'un (ikinci) açılışı ile huzurlarınızdayim efendim. (ilk açılışımız klavyehosting'in olağan dışı üstün teknik olanaklarından dolayı pusmuştu. klavyehosting'i kullanmayın, ve mümkünse kullandırmayın) işbu sitede ve içeriğindeki sühufede zat-ı mümtaz bendenizin elektronik günlüğü (blog) bulunmakta olup, sitenin tek ve tekil amacı kendimi internet ortamına sunmaktır. çok komik ya da bol muhabbet bir adam sayılmam belki ama bir süre sonra muhtemelen bu sitenin içeriğinde herkesin bir şekilde işine yarayacak, en azından eğlendirecek bilgiler bulunacaktır. efendim bendeniz, bir yazılım mühendisiyim ve işimde mütemadiyen çok şekilgen sorunlarla karşılaşıyorum. burada kendime görev bildiğim kadariyla bu ilginç sorunları; ve mümkünse, çözümleri bulabilir; olmadı en kötüsü benimle irtibata geçebilirsiniz. bu sıralar bir C++ ATL projesi ile uğraiıyorum ama diğer platformlarda da karşılaştığım sorunları da karşılaştıkça ve çözdükçe eklerim. bu sitenin hazırlanmasında yoğun katkıları bulunan Volkan arkadaşıma teşekkür eder, sitesine bir bakmanızı öneririm. |
Monday, October 15, 2007 10:56:07 AM (GTB Daylight Time, UTC+03:00) | | ajitatif.com | Türkçe
|
|
|
|
Saturday, October 13, 2007 |
|
|
 , 2007 Temmuz'unun sonlarında piyasaya çıkan güçlü bir araç çubuğu. Internet Explorer ya da Firefox'unuza kendisini ekleyip, hakia.com üzerinden aramalar yapmanızı sağlıyor. Ancak ScoopBar, sıradan araç çubuklarından öte bir araç. İlk göze çarpan özelliği, arattığınız soruya en uygun olan cümleyi bulup işaretlemesi. Bu işaretlenen cümlenin başına yerleştirdiği kepçe ile de işaretli metni içeren bir yazı parçasını (küpür de denilebilir sanki) bilgisayarınıza kaydetmenize olanak sağlıyor. Kaydedilen metin hakia.com'un arama sonuçları formatında bilgisayarınızda sıradan bir .html dosyası olarak duruyor ve bu dosyayı yine ScoopBar üzerinden e-posta ile arkadaşlarınızla paylaşabiliyorsunuz. Evet, biraz da kendim yazdığım için övüyorum ama gerçekten güzel icat :) Mutlaka denemenizi öneririm (Özellikle de Internet Explorer sürümünü, ne de olsa ben yazdım). ScoopBar'ın, hakia.com'un arama sonuçlarının gittikçe iyileşmesi ile gittikçe vazgeçilmez bir araca dönüşeceğinden eminim :) ScoopBar'ı indirip de kullanmaya başladıysanız, her türlü yorum, eleştiri ve önerilerinizi scoopbar@hakia.com'a gönderebilirsiniz, hatta hiç durmayın gönderin. Başlamak için adres : http://company.hakia.com/scoopbar/scoopbarinfo.htmlhakia Blog adres : http://blog.hakia.com/?p=136 |
|
|
|
|
|
|
|
| Archive |
| April, 2010 (1) |
| March, 2010 (1) |
| January, 2010 (2) |
| November, 2009 (1) |
| May, 2009 (6) |
| April, 2009 (5) |
| March, 2009 (1) |
| February, 2009 (1) |
| January, 2009 (1) |
| December, 2008 (8) |
| January, 2008 (2) |
| December, 2007 (3) |
| November, 2007 (3) |
| October, 2007 (8) |
|
|
|
|
| Themes |
| Pick a theme:
|
|
|
|