ajitatif.com - gökalp gürbüzer'in kişisel web sitesi
Monday, May 04, 2009
Java Teknolojileri ve Programcıları Derneği (JTPD) ve Bahçeşehir Üniversitesi Yazılım ve Bilişim Kulübü'nün ortaklaşa gerçekleştirdiği ilk Java Teknoloji Saatleri (JTS) etkinliği geçen perşembe (30 Nisan 2008) Bahçeşehir Üniversitesi'nde yapıldı.

Peki ben neden burada bunu anlatıyorum? Çünkü işin içinde ben de varım :)



Biraz acemiliğimize geldi belli başlı oluşumlar; örneğin seminer ve EKÜ sürelerini çok iyi ayarlayamadık genellikle yetişmedi konular. Mamafih, bir sonraki JTS'de bu gibi sıkıntılar yaşamamak için ne gerekiyorsa yapacağız.

Genel olarak katılımcılar hazırlanan sunumlardan memnun kaldılar, özellikle EKÜ'ye ilgi yoğundu. Elden dağıttığımız anket kağıtlarında bazı katılımcılar "çok fotograf çektiniz, nerenize sokacaksınız bu kadar fotografı" eleştirisini getirmiş. Haklılar; ancak elden bir şey gelmez: 5 fotograf çekersin, 1 tanesi yayınlanacak kadar iyi çıkar. Yamuluyorsam düzeltin ama fotografçılık ahan da böyle bir şey. Etkinliğin çoğu fotografını ben çektim, elimde makine bir seminer salonunda bir EKÜ sınıfında. 3 küsür saat boyunca durmadan fotograf çektim ve karanlık çıkanlar ile net çıkmayan fotografları eledikten sonra elimde şu an kaç tane fotograf kaldı biliyor musunuz? 34. Bunları "seminerler (2 tane), EKÜler (2 tane) ve koridor" fotografları olarak 5 eşit parçaya bölseniz ortalama 7 fotograf oluyor her biri için -ki bu da çok sayılabilecek bir rakam değil. Kısacası eleştiriyi getirenler de haklı, ama malesef elden çok bir şey gelmiyor.

Hem kendimizi hem de etkinliğimizi daha da geliştireceğimiz bir sonraki JTS'de sizi de görmek isteriz efendim; kim bilir belki bir konu da ben anlatırım (?)

etkinlik ile ilgili ayrıntılı bilgi ve daha çok foto burada : http://www.jtpd.org/public/TheStory.jsf?storyId=134
Monday, May 04, 2009 4:06:45 PM (GTB Daylight Time, UTC+03:00) | Comments [0] | Etkinlik | JTPD | JTS | Türkçe | Yazılım#
Monday, April 27, 2009
Memleket kurtarmaca yazılarını çok sık yazmam, bu blog'u takip eden herkes bilir.. Vardır bir-iki kişi belki??

İşin geyiği bir yana, bugün canım yurdumun pek çok yerinde sabah erken saatlerde emniyet güçlerimiz operasyonlar düzenledi. Bu operasyonlardan kuşkusuz en çok ses getireni İstanbul Bostancı'daki bir hücre evine yapılan operasyondu. Operasyon tam 5,5 saat sürdü ve görevi başında 1 başkomiserimiz ile 16 yaşındaki 1 vatandaşımız yaşamlarını yitirdi. Görev başındaki 7 polis memuru ile 1 de gazeteci kameraman yaralandı.

5,5 saatin sonunda evin içinde direnen terörist ölü olarak ele geçirildi. Evin içinde bol miktarda mühimmat da bulundu.

Şimdi yazı buraya kadar, kaynağı hurriyet.com.tr olan haberdi. Bundan sonrası ise naçizane sorularım ve yorumlarım:

  1. Öncelikle teröristin polis telsiz frekanslarına girdiği söyleniyor. Elbette ki telsizler radyo dalgalarıyla çalışıyor ve frekansı bulan herkes tarafından dinlenebilir. Ancak bu telsizlerin bir şifreleme sistemi yok mudur? Polis telsiz frekanslarını bilen ve biraz telsizcilikten anlayan (ki teröristin iyi bir telsizci olduğu da söyleniyor) - belki askerliğini telsizci olarak yapmış birisi, "şu saatte şu adrese baskın yapıyoruz arkadaşlar" anonsunu alabiliyor mu ya da "ben frekansınıza girdim gelin de bulun kolaysa" diye araya girebiliyor mu? Bildiğim kadarıyla polis frekanslarını dinlemek suç unsuru; ancak yaptırım uygulanabilmesi için dinleyenin kendini yakalatması gerekir, kısacası sadece yasa ile bu işin güvenliği sağlanamaz.
  2. Saat 5,5 sularında başladığı bildirilen çatışma neden 5,5 saat sürmüştür? İstanbul Emniyeti'nin özel birlikleri olduğunu biliyoruz - ki bizzat bu birlikler olay yerine gelmelerinden 20 dakika sonra operasyonu tamamlamışlardır. İstanbul'un en ücra köşesinde de olsa bu birlikler, neden gelmeleri 5 saat sürmüştür? İstanbul sınırları içinde değil midir bu birlikler? Yoksa bir şeyi ya da bir kişiyi mi beklemişlerdir operasyon için? Eğer öyleyse bu şey nedir? Ya da bir kişiyse kimdir? Operasyonu bizzat başlattığı söylenen İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah olabilir mi? Eğer öyleyse sayın Cerrah ne için beklemiştir 5 saat? O da bir şey ya da birisini mi beklemiştir? Neyi ya da kimi?
  3. Bu 5 saat bekleme süresince polis ekipleri alınması gereken önlemleri yeteceği kadar alabilmiş midir? Polis memurlarımız kendilerini bu gibi durumlarda korumanın yollarını öğreniyorlar mı? Öğreniyorlarsa neden 7 tanesi yaralanmıştır?
  4. 5 saat boyunca süren çatışmalar süresince patlama sesleri duyulduğu söyleniyor. Teröristin bubi tuzakları ve bombalar kullandığı da belirtiliyor. Peki bu operasyonda emniyet güçlerimiz keskin nişancı kullanmış mıdır? Kullandıysa 5 saat boyunca hiç bir nişancı hedefi görememiş midir? Kullanmadıysa neden kullanmamıştır? Daha hafta sonu Kadıköy Bağdat Caddesi'nde ve sahilde Segway'lere binen polis memurları gördüm. Segway'lere para bulan emniyet müdürlüğümüz keskin nişancı birliği kurmaya mı para bulamadı? Kaynak sıkıntısı da keskin nişancı birliği de yok ise bu işte bir ihmal yok mudur?
  5. Tek başına bir evi mesken eden bir teröristin profesyonel emniyet güçlerimizi 5,5 saat uğraştırmasını yetkililerin yaptığı gibi yalnızca "bomba ve bubi tuzaklarına" bağlamak gerçekçi midir?
5,5 saat süren bir operasyonun 2 insanın canına (teröristinkini elbette saymıyorum) mal olmasının sorumlusu kimdir? Bu iş daha kısa yapılabilirdi ve yapılmalıydı. Bu operasyon eğer yapılması gerektiği gibi yapılsaydı bu kadar uzun sürmeyecek ve belki de şehit polisimizin eşi dul, çocukları yetim kalmayacaktı. Belki 16 yaşındaki gencimizin ocağına evlat acısı yangını düşmeyecekti.

Bu canların vebalinin bu operasyonu yönetmeyi beceremeyenlerden ve operasyonu yönetmeyi beceremeyenleri yönetmeyi beceremeyenlerden ve hatta operasyonu yönetmeyi beceremeyenleri yönetmeyi beceremeyenleri yönetmeyi beceremeyenlerden sorulması gerektiği kanısındayım.

İşte anlı şanlı emniyet teşkilatımızın gerçek terör örgütünün karşısındaki çaresizliği. Kesinlikle küçümsemek için söylemiyorum; ancak bu insanların bu işi "kıvıramadığı" da ortada. Hani yanlış anlaşılmayacak olsa "terör örgütü öyle değil, böyle olur" diyesim var.

Kolay öyle emekli generallerin, profesörlerin evine baskın yapmak sonra da "terör örgütü" demek... İş sıkıya gelince ne olduğunu gördük.

Tanrı şehidimize ve gencimize rahmet etsin, geride kalanlara sabır versin. Ulusumuzun da başı sağolsun, geçmiş olsun.

Monday, April 27, 2009 8:29:03 PM (GTB Daylight Time, UTC+03:00) | Comments [0] | Memleket Kurtarmaca | Türkçe | Güncel#
Gün geçmiyor ki bir gencimiz daha işsizlik nedeniyle askere gitmesin. İşbu gencimiz de beklemekten sıkıldı ve "neyse askerliğim çekerim" diyerek yerli şubesi olan Bursa Osmangazi Askerlik Şubesi'ne gidip Aralık 2009'da olan celbini Ağustos 2009'a aldırdı. Kısmetse Ağustos 1'de sınava gireceğim, 13'ünde ise ilk içtima...

Neyse ki şube bugün çok kalabalık değildi işim yarım saatte bitti. Memur hanım evraklarıma bakarken yüksek lisans ve lisans çıkış kağıtlarında "bilgisayar mühendisi" yazısını görünce "ya benim makine çalışmıyor bir bakıversene" dedi, kıramadım. Çok eski bir makineydi ve sabit diskini hiç görmüyordu. Yapacak bir şey yok, sistemci çocuklar halledecek artık. Ordu daha askere almadan mesleğimden yararlanmaya başladı ya ne diyeyim.

Tam da bugünlerde bedelli askerlikle ilgili fısıltılar yeniden alevlendi. Muhtemelen bir şey çıkmayacaktır yine, çıksa da çuvalla para isteyeceklerinden içim rahat sayılır.

Tek ümidim askerliğin kısa dönem çıkması. Siz de benim için dua ederseniz hiç hayır demem :)

Bu arada; askerlik şubesi, sistemini değiştirme sürecindeymiş. Yeni bilgisayarlarında Pardus kurulu gördüm hoşuma da gitti :)

Monday, April 27, 2009 7:45:20 PM (GTB Daylight Time, UTC+03:00) | Comments [1] | Askerlik | Kişisel | Pardus | Türkçe#
Wednesday, April 22, 2009
Son birkaç ayı evde geçirdiğimden ve Java Teknolojileri ve Programcıları Derneği (ve tabiatıyla Java) ile daha fazla ilgilendiğimden artık emektar olmuş dizüstü bilgisayarıma Pardus 2008.2 kurdum. Bir-iki haftadır Pardus 2008.2 kullanıyorum ve şimdiye kadar oldukça memnunum. Arada bir ufak tefek sorunlar çıkıyor ama ya ozgurlukicin.com'dan ya da başka linux dağıtımlarına ait forumlardan yardım alarak çözebiliyorum.

Pardus ile ilgili görüşlerimi de sonraki yazılarımda değinmeyi planlıyorum ancak bahsetmeden geçemeyeceğim, Pardus'un en büyük gücü bence paket yöneticisi programı PiSi. Pardus'un geniş yelpazeli yazılım deposu ile birlikte çok iyi çalışıyor ve benim sorunum da tam burada başladı:

Malumunuz, Java ile daha haşır neşir olduğumdan Netbeans'i kurdum bilgisayarıma. PiSi'de de paketleri varmış ama ben dikkat etmemiştim, netbeans.org'dan indirdim ve kurdum. Bir web projesi üzerinde çalışıyorum ve gel zaman git zaman sonunda veritabanı gerekti.

Ben veritabanı olarak genellikle MySql'ı tercih ederim (PostreSQL'ı da çok öneriyorlar, bir ara onu da denemek gerek belki) ve zaten Netbeans'i kurduktan hemen sonra MySql'ı PiSi aracılığıyla yüklemiştim.

Ne var ki, JConnector benim MySql sunucuma bir türlü bağlanamıyor, "Comminucations link failure" deyip duruyordu, sanki MySql sunucusu hiç çalışmıyor. Konsol'dan "mysql" komutu ile bağlanıp istediğimi yapabiliyordum ama JConnector bağlanamıyordu. "Acaba sorun Netbeans'te mi, bir de telnet deneyeyim" dedim ama nafile. Bağlantı isteği açıkça reddediliyordu.

Çözüm:

Sorunun /etc/my.cnf dosyası ile ilgili olduğundan şüphelendim ama my.cnf ile ilgili neredeyse hiç bilgim yoktu. Ben de örütbağda (internet) biraz araştırma yaptım. İlgili satırın "security" bölümünde olabileceğini buldum.

PiSi'nin MySql'ı yüklerken getirdiği ayarlarda skip-networking ayarı açıkmış. Bu da konsol dışından gelen bağlantıları reddetmeye yarıyormuş. Satırın başına # ekleyip dosyayı kaydettim ve MySql sunucusunu yeniden başlattım (sudo service mysql_server restart). Tadaaaa :)

Öncelikle sevgili Türkiyem'in sonra da bütün dünyanın olan 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlu olsun.
Yalnızca hatırlayın, önce Ulusal Egemenlik sonra Çocuk Bayramı. Çocuk Bayramı diye yutturmaya çalışanlara kanmayın, unutmayın.

Java Teknolojileri ve Programcıları Derneği : www.jtpd.org
Netbeans : www.netbeans.org
MySql : www.mysql.com
Pardus : www.pardus.org.tr

Wednesday, April 22, 2009 11:59:33 PM (GTB Daylight Time, UTC+03:00) | Comments [1] | Linux | MySql | NetBeans | Pardus | Türkçe | Veritabanı#
Tuesday, April 07, 2009
Wikipedia'nın bütün veritabanının MySql betiklerinin halka açık olduğunuzdan haberiniz vardır muhtemelen. Haberiniz yoksa da ayrıntılı bilgi http://en.wikipedia.org/wiki/Wikipedia_database adresinde.

Herşey iyi, güzel ama 2,5 GB'lık categorylinks SQL betiğinde MySql hep hata veriyor. Hata nedeni yanlış timestamp türü veri girilmeye çalışılması imiş ("Invalid timestamp value").

Biraz internet araştırısı ve biraz gayretle bu mesajın aslında bir hata değil, uyarı mesajı olduğunu anladım. MySql, canımın içi de 2,5 gb'lık toplu işlemde (transaction) bir tanecik bile uyarı aldığında bütün işlemi geri sarıyor. Aslında bu uyarıyı hata olarak görmesinin nedeni, olayın toplu işlem içinde gerçekleşiyor olması ve MySql'ın bu davranışını Sql Kipleri ile halledebiliyoruz.

Şimdi aşağıdaki komutu MySql'ınıza girin ve sonucuna bir bakın:
select @@global.sql_mode
Eğer siz de benim gibi MySql'ınızın çalışma parametrelerine dokunmadıysanız sonuç olarak aşağıdakine benzer bir manzara çıkacaktır:
STRICT_TRANS_TABLES,NO_AUTO_CREATE_USER,NO_ENGINE_SUBSTITUTION
Eeesi, STRICT_TRANS_TABLES kipi toplu işlemlerde herhangi bir değeri tabloya ekleyemediği (INSERT) anda bütün işlemi geri sardırır. Biz de verdiğimiz değerler arasında böyle sorunlu değerler olduğunu bildiğimize göre haydi bu kipi kapatalım:
set global sql_mode = ''
Böylece bütün Sql kiplerini kapatmış olduk. Ama öyle hemen Wikipedia yığmasına saldırmayın, bu komut bundan sonraki bağlantılarda geçerli olacak. SQLyog'da iseniz "File | New Connection Using Current Settings" ile yeni bir bağlantı açar, sonrasında Wikipedia yığmasına yumulabilirsiniz.

Biraz Teknik Ayrıntı

MySql sunucusu (hizmet ya da cin/peri (DEAMON) olsun) çalıştırılırken Sql kipleri de verilir. Kipler my.ini (ya da linux'ta my.cnf) dosyasının içinde sql-mode="kipler" olarak ya da komut satırında --sql-mode="kipler" ile belirtilir (kipler virgül ile ayrılır). Bu kiplerin asıl amacı MySql'ı olabildiğince uyumlu kılmaktır. Nitekim bazı Sql kip kısayolları da bunu kanıtlar:
MSSQL = PIPES_AS_CONCAT, ANSI_QUOTES, IGNORE_SPACE, NO_KEY_OPTIONS, NO_TABLE_OPTIONS, NO_FIELD_OPTIONS
POSTGRESQL = PIPES_AS_CONCAT, ANSI_QUOTES, IGNORE_SPACE, NO_KEY_OPTIONS, NO_TABLE_OPTIONS, NO_FIELD_OPTIONS
ORACLE = PIPES_AS_CONCAT, ANSI_QUOTES, IGNORE_SPACE, NO_KEY_OPTIONS, NO_TABLE_OPTIONS, NO_FIELD_OPTIONS, NO_AUTO_CREATE_USER
MYSQL40 = NO_FIELD_OPTIONS, HIGH_NOT_PRECEDENCE
...
...
Sql kiplerini sunucu başladıktan sonra değiştirmek için de sql_mode küresel parametresini kullanıyoruz. MySql'da @@ işareti sunucu parametresini belirtir. Biz de global parametresinin sql_mode sistem değişkenini görmek için
select @@global.sql_mode
sorgusunu verdik. Daha sonra da bu parametreyi değiştirmek için biraz daha farklı bir belirtim olan
set global sql_mode = ''
deyimini kullandık. sql_mode sistem değişkeni ile ilgili daha ayrıntılı bilgi http://dev.mysql.com/doc/refman/5.0/en/server-sql-mode.html adresinde.

MySql'de sistem değişkenleri ikiye ayrılır: küresel (GLOBAL) ve oturum (SESSION) sistem değişkenleri. Adlarından da anlaşılacağı üzere bunlar yalnızca geçerli bağlantı (oturum) ya da bütün bağlantıları (küresel) kapsar ve etkiler. Benzer şekilde oturum sistem değişkenlerini görebilir ve değiştirebiliriz; ancak bazı sistem değişkenleri yalnızca oturum bazıları da yalnızca küresel kapsamda bulunurlar:
select @@session.sql_warnings
set session sql_warnings = ON
Ancak oturuma ait sql_mode sistem değişkenini değiştirmek bu örnekte işe yaramıyor, nedenini ben de çözemedim ama sanırım sql_mode parametresi bağlantıdan önce tanımlanması gereken bir sistem değişkeni.

Bütün sistem değişkenlerini görmek için MySql'a
show variables
komutunu girebiliriz.

Soru

Bunca şeyi yazdım, ettim ve categorylinks tablosunu kendi veritabanıma yığmayı başardım. Peki Wikipedia kategorileri arasındaki hiyerarşiyi nasıl çıkartacağım? Bilen varsa beri gelsin ne olur...

Tuesday, April 07, 2009 11:38:50 AM (GTB Daylight Time, UTC+03:00) | Comments [0] | MySql | Türkçe | Veritabanı | Wikipedia#
Monday, April 06, 2009
Bugün itibarıyle vosvosumu satmış bulunuyorum.

3.000 TL'ye aldığım ve üzerine 3.000 TL kadar masraf ettiğim satışı olmayan vosvosu yine satışı olmadan 1.200 TL'ye sattım.



Hadi ettiğim masrafları 1,5 yıldır binmeme sayıyorum; 1.800 TL'lik kayıba mı üzüleyim, aracın heba olmasına mı bilmiyorum.

Ama kızdığım birşey var:

Bre dingil, ne diye alırsın satışı olmayan arabayı? Hem de fahiş fiyata... İlla ki herşeyin acemisi olacağım, kronik acemi beni gidi.

Kızım gitti diye üzülür, kendime de kızarım...

Anneannemden ve Özlem Tezgel'den özür diliyorum, ikisine de sözüm vardı; tutamadan bir anda satıverdim. Adam Hasip Usta'nın dükkana geldi, arabaya baktı ve 1.200 vereyim alayım dedi. 15 dakika içinde oluverdi herşey...

Ruhsat sıkıntısından kurtuldum diye seviniyorum ama kendime de kızıyorum.

Olacağı buydu...

facebook albümü burada kendisinin.
Monday, April 06, 2009 12:40:16 PM (GTB Daylight Time, UTC+03:00) | Comments [2] | Türkçe | Vosvos | Kronik Acemilik#
Wednesday, March 18, 2009
Tarihçe için pek hazırlıklı sayılmam ama 18 Mart'ı bu sitede gününde anmayı görev bildim. Çağdaş destanlardan en ulusu ve çağdaş Türk'ün bir imparatorluğun küllerinden doğuşunun öyküsü...

Çanakkale Savaşları'ndaki toplam şehit sayımız hala kaynakların üzerinde uzlaşamadığı bir konu. Kimisi şehit sayısı 250.000 civarında diyor, kimisi 80.000 şehit ve 100.000 yaralı olduğunu öne sürüyor. Ünlü tarihçi Cemal Kutay'ın değerlendirmesi ise 1914-1918 yılları arasında (yani 1. Dünya Savaşı'nda) toplam şehit sayısının 350.000 civarında olduğu ve kesin sayı bilinmemekle birlikte en çok şehidin de Çanakkale'de verildiği yönünde.

Sayıları kaç olursa olsun, her birinin ruhu şad olsun. Ulu Türk Ulusu, her birine sahip olduğu herşeyini borçludur.

Tarihsel Bilgi: 18 Mart 1915 tarihinde İtilaf Devletleri'nin Çanakkale Deniz taaruzu başarısızlıkla sonuçlanmıştı; yani bu tarih, Çanakkale Deniz Savaşları Zaferi'ne ait tarihtir. Bu tarihten yaklaşık bir ay sonra İtilaf Devletleri kara çıkarması yapmak zorunda kalacak ve Çanakkale Kara Savaşları başlayacaktır.

Daha ayrıntılı bilgi toplayıp yeni bir Çanakkale yazısı yazmayı düşünüyorum. Fazla uzağa gitmeyin.

Yeniden bütün şehitlerimize saygı ve minnet ile...

Wednesday, March 18, 2009 4:00:26 PM (GTB Standard Time, UTC+02:00) | Comments [0] | Türkçe | Çanakkale Savaşları | Tarih#
Thursday, February 05, 2009
Belki de ayıp ettim ama IE ile diğer tarayıcıların (Firefox, Safari ve Chrome'da denenmiştir) sırasız liste, yani UL elementlerindeki sol boşluğu farklı yöntemlerle oluşturduğunu farkettim.

Efendim IE (en azından 7.0), <UL> elementlerin sol boşluğunu margin ile verirken, FF ve diğer denenmiş tarayıcılar padding ile veriyormuş.

Örnek :

(Bakın değerimi bilin, sayfamın güzelliğini bozmak pahasına örnekler veriyorum)

(FF'te sağa kayık, IE'de solda)
  • Bir
  • İki
  • Üç
(IE'de sağa kayık, FF'te solda)
  • Bir
  • İki
  • Üç

(IE ve FF'te solda)
  • Bir
  • İki
  • Üç

Ben padding'in bu iş için daha doğru olduğunu düşünüyorum, bilmem ne dersiniz...
Thursday, February 05, 2009 11:12:57 AM (GTB Standard Time, UTC+02:00) | Comments [2] | Internet Explorer | Web Geliştirme#
Thursday, January 15, 2009
Yanlış anımsamıyorsam geçen cumartesi akşamıydı. Bir televizyon kanalında üç "entelin" bir konuk çağırıp sohbet ettikleri bir program var. Bu programa o gün Oktay Sinanoğlu davet edilmiş. (Aslında bir arkadaşım bir önceki hafta bana "Oktay Sinanoğlu o programa katıldı" demişti, "konuşturmadılar adamı, sansürlermişçesine başka canlı yayına girdiler". Ben de "tüh keşke izleseydim" diyordum, kısmet mi denir ne denir)

Adını duymayanlara hatırlatayım: Oktay Sinanoğlu 1935 doğumlu bir Türk bilim adamı. 1950'lerin Türkiye'sinde liseyi bitirdikten sonra üniversite (kendi deyimiyle evrenkent) okumak için Amerika Birleşik Devletleri'ne, okuduğu TED Yenişehir Koleji'nin bursuyla gidiyor. Kimyaya meraklı bu genç, 20. yüzyılın en genç profesörü ünvanını meşhur Yale Üniversitesi'nde aldığı sırada yıl 1963. Dünyayı gezmiş, bilimin ve bilim insanlarının içyüzlerini görmüş ve sonunda 1993 yılında anavatanı Türkiye'ye dönmüş. O zamandan beri de Türk bilimi, Türk tarihi ve Türk dilini güçlendirme uğraşlarını Türkiye'de sürdürüyor.

Dönelim malum programa. Oktay Sinanoğlu zehir gibi bir adam, inanılmaz zeki ve bir o kadar da enerjik. Bir soru soruyorsun, on dakika boyunca anlatıyor. Fazla kulak vermesen, "soruya yanıt vermiyor" dersin ama aslında sorulan sorunun yanıtının etrafını saran şeyler anlatıyor. Hem daha fazla bilgi paylaşmış oluyor ve hem de karşılıklı beyin çalıştırmış oluyorsun.

Harun Tekin Bey pek sevemedi bu tür bir konuşma tarzını, biraz çekememezlik oldu belki de. Benim aklıma kendisinin İstanbul Alman Lisesi mezunu olduğu geldi, belki nedeni budur diye düşündüm; nitekim Oktay Sinanoğlu'nun savunduğu şeylere zıt bir okul (en azından ben öyle düşünüyorum).

Pelin Batu Hanım ise bol bol övgüler yağdırdı Amerikan şiveli Türkçesiyle.

Bu arada da Oktay Sinanoğlu, (her zaman yaptığı gibi) eğitim dilinin tamamen Türkçe olma gerekleri, Türkçe'nin matematikselliği, Türk Tarihi, bütün bunların Batı tarafından nasıl unutturulmaya çalıştığını anlatıyor dili döndüğünce.

Bendeniz ise Oktay Sinanoğlu'nu biliyordum; ancak tanımıyormuşum. Bu programı izledikten sonra bir arzu geldi, bir arkadaşımdan zamanında ödünç aldığım ama hala ver(e)mediğim (ve o zamana kadar da okumamış olduğum) "türk aynştaynı" (Emine Çaykara, İş Bankası Kültür Yayınları) adlı kitabı okumaya başladım. Kitabı vahşetle tavsiye ederim, gözümüz biraz insan görsün.

Kitap, söyleşi şeklinde yazılmış ve Oktay Sinanoğlu aynı o programdaki gibi hemen her soruya bir sayfa kadar yanıt vermiş. Kitap, Oktay Sinanoğlu'nun yaşamını (pek zaman-sıralı olduğu söylenemez, laf lafı açıyor sık sık kitapta da) anlatırken aslında yaşama dair pek çok şey anlatıyor. Sinanoğlu'nun bilimle, edebiyatla, sanatla ve insanlarla ilişkilerinden ben kendime dair pek çok şey buldum, hem de Oktay Sinanoğlu nasıl bir insandır tanımış oldum. Tanıdıkça da "ah bir oturup sohbet edebilsem" dedim içimden.

Evet, Oktay Sinanoğlu olağan dışı bir zekaya sahip ama Oktay Sinanoğlu'nu 28 yaşında Yale'de profesör yapan onun zekasından çok çalışma azmi ve bilime olan tutkusu olmuş. Dünyanın her yerini gezmiş - ki ben "Bilbo Baggins kadar gezmiş" diyorum - ve her yerdeki insanlardan hem iyilik hem de kötülük görmüş. Yine de bildiğini okumuş, insanlara ve yaşama küsmemiş.

Belki de en çok gereksinim duyduğum zamanda bana ilham verdi Oktay Sinanoğlu'nun yaşam hikayesi. Bana yaşamın inişli-çıkışlı olduğunu hatırlattı, bir de ne olursa olsun çalışmaktan vazgeçmemem gerektiğini.

Tabii hatırlattığı bir de Türklük kısmı var :)

Thursday, January 15, 2009 9:51:44 AM (GTB Standard Time, UTC+02:00) | Comments [1] | Türkçe | Oktay Sinanoğlu | Kitap#
Tuesday, December 23, 2008
Efendim, geçtiğimiz cumartesi günü elim bir şekilde sağ ayağımı burkarak bilek liflerimi zedelemiş bulunuyorum. Pazar gününü evde geçirip ayağıma yeteri kadar dinlence fırsatı tanıdığımı düşünerek dün (pazartesi) ve bugün bileğime doktorun tavsiye ettiği destekleri takarak işe geldim. İşbu yazımda size topal bir insanın gözünden İstanbul sokakları...

  1. Normalde 7'de uyanır, 10 geçe yataktan kalkar, 25 geçe evden çıkıp güle oynaya Maltepe İskelesi'ndeki deniz otobüsünü yakalarım. Ne var ki topal yürümek yürüyüş hızımı azaltacağından, 7'de uyandığım gibi kalkmak zaruridir, çeyrek geçe çıkıp yine güle oynaya deniz otobüsüne yetişmek için. Pazartesi 25 geçe çıkıp ucu ucuna yetişmiş, salı da tam buçukta çıkarak deniz otobüsünü kaçırmışımdır. Yürüyüş hızı yarıya iniyor, o yüzden yarın sabah 6:50'de kalkmayı planlıyorum. Yol boyunca kaldırım iniş-çıkışlarında sorun yaşamadım desem yeridi
  2. 10 dakikayı aşmayan yürüyüşler benim için bir hızdan başka sorun yaratmıyor, deniz otobüsünden indiğim gibi zaten Kabataş'taki duraklardayım. (arada portakal suyu almayı unutmuyorum)
  3. Kabataş Durağı'nın güzel yanlarından birisi de ilk durak oluşu. Otobüsler durağa boş geliyor ve eğer şöförün durağın neresinde duracağını kestirebilirseniz istediğiniz yere oturabiliyorsunuz. Benim de bu yönde başarılı olduğum söylenebilir (bu konuda bir makale de yazılabilir). Oturma yeri bulmakta zorluk çekmedim. Ayağınızda bir sorun varsa oturmak şart.
  4. Otobüsten iniş bir hayli zor. Öyle ki pazartesi günü inerken gerçekten zorlandım. İnmeden önce ayağa kalktığım gibi şoför sağa kırdı direksiyonu ve sağ bileğime ciddi bir yük bindi. Gözlerimden yaş gelmese de bir dahaki sefer daha dikkatli olmaya ikna edecek kadar acıdı. Bundan sonra otobüs durmaya yakın, sol kolumu otobüsün önüne doğru çevirmeye karar verdim; çünkü fren yapınca ağırlık sağ değil, sol ayağa binmeli. Kalkışta da tam tersi. Yine de mutlaka en azından bir elle yukardan destek alınmalı. Otobüste yolculuk çok eziyet.
  5. Trafik ışıklarının gerekliliğini bir kez daha gördüm. Yaya olarak genellikle, sürücü olarak da her zaman ışıklara uyarım; ancak bunun nedeni kendimce insanlık görevi olmasıydı. Bugün itibariyle anladım ki trafik ışıkları ve benzeri trafik düzenleyici unsurlar belirsizlikleri ortadan kaldırıyor ve insan yaşamını kolaylaştırıyor. Belirsizlik demek ani kararlar ve daha da ani hareketler demek olduğundan, ve benim de şu sakatlık döneminde ani hareketler konusunda bir hayli başarısız olacağımın kesinliğinden dolayı trafik düzenleyen unsurlara tamamen uyulacak.
  6. Bebeklere yürüyememe konusunda hak verdim. Oldukça karmaşık bir iş, özellikle de eğimli yollarda. Her sağ adımımda "acaba çok yük binecek mi" diye tedirgin olmak ve bu yüzden sağ ayağını yere sağlam basamamak insanı çok yoruyor.
  7. Kaldırımlarla ilgili farkettiğim bir şey var ki oldukça ilginç: Arnavut kaldırım ya da küp taşlarla yapılmış kaldırımlarda yürümek, düz granit kaldırımlarda yürümeye oranla çok çok daha kolay. Yol eğimli olsa da bu tür taşlar birbiriyle aynı hizada olmadığından bir taşa basara yolun o eğimini hissetmeyebiliyorsunuz. Tabii yağmur ve karda da kaymaması cabası. Aslında sürtünme sayesinde yürüyebildiğimizi düşününce daha da mantıklı geliyor.
  8. Basamaklardan inmek çıkmaya göre çok daha zor; çünkü çıkarken sakat ayağınızı istediğiniz gücü vererek yere koyabiliyorsunuz. Ancak inerken, yerçekimi kontrolü sizden alıyor. Bu yüzden trabzanlara tutunarak inmek şart. Trabzan olmayan basamaklar acı verici ve anlıyorum ki her basamakta mutlaka trabzan olmalı.
  9. Bazen kaldırımlardan ve az sayıda basamaktan sağlam ayağım üzerinde sekerek iniyorum; ancak bunu da çok sık yaparsam daha önceden sakatlamış bulunduğum (yok, şimdi iyi durumda) sol dizime çok yük bindirdiğimi görüyorum. (diz kendisini hissettiriyor)
  10. Normal yürüyüş hızımın oldukça hızlı olduğunu farkettim. Pazartesi günü yolda topal topal yürürken yanımdan bir iki kişi geçti ve ilk anda çok şaşırdım "nasıl yani" diye. Halbuki gayet olağan bir durum; çünkü normal hızımın yaklaşık yarısı hızında seyrediyordum. O an anladım ki insanların beni yayayken geçmelerine pek alışık değilim. Bu da demektir ki sağlamken pek çok insandan daha hızlı yürüyorum.
  11. Yürürken farkettiğim bir şey de sağ ayağım sakat olduğundan sola doğru yatmış ve hafif kambur şekilde yürümeye çalışmam. Bu hem çok yorucu hem daha yavaş hem de sonradan bel ağrıtıcı. Mümkün mertebe dik durarak yürümeliyim...
  12. Akşam eve geldiğimde çok yorulduğumu farkettim. Topal yürümek düz yürümekten çok daha yorucu...
İnsan şuncacık ve geçici bir sakatlıktan bile ne kadar dertli oluyormuş. Bir de ömür boyu ve daha büyük sakatlıklar geçiren insanları düşünün. Ben düşündüm ve İstanbul'un yaşaması hiç de kolay olmayan bir şehir olduğu kanısına vardım.

Bir yerden başka bir yere gitmek daha kolay olmalı...

Tuesday, December 23, 2008 11:27:43 AM (GTB Standard Time, UTC+02:00) | Comments [1] | Türkçe | İstanbulluluk | Kişisel#
Search
Archive
Links
Categories
Admin Login
Sign In
Blogroll
 aychulus.blogspot.com
Kuzen Ayşegül'ün blog'u
[Feed] volkanvardar.com
Volkan Vardar kişisel blog ve portföy sitesi
Themes
Pick a theme: